Download the App!

show episodes
 
(Herkese Lâzım Olan Îmân) kitâbı dört kısımdan meydâna gelmişdir.I. kısım; Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin (İ’tikâdnâme) kitâbının tercemesidir. (Hadîs-i Cibrîl) adı verilen; islâmın beş şartını ve îmânın altı şartını anlatan bir hadîs-i şerîfin açıklamasıdır. Ayrıca Şerefüddîn Yahyâ Münîrinin iki mektûbu, Allahü teâlâ vardır, birdir, konuları vardır.II. kısım; (Müslimânlık ve Hıristiyanlık) kitâbıdır. Burada Peygamberler, kitâblar, dinler, (Yehûdîlik, hıristiyanlık ve islâmiyyet) hakk ...
 
Bu kitâb, derin âlim ve büyük velî Mevlânâ Abdürrahmân Câmî hazretlerinin, “ŞEVÂHİD-ÜN NÜBÜVVE Lİ-TAKVİYET-İ EHLİL-FÜTÜVVE” adlı kitâbının tercümesidir. Kitâbda, bir mukaddime, yedi bölüm, bir hâtime vardır:1) Mukaddime: Nebî ve mürsel kelimelerinin ma’nâlarını ve bunlara bağlı şeyleri açıklamakdadır.2) Birinci bölüm: Resûlullahın “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” doğumundan evvel, Peygamberliğine delîl olan alâmetler hakkındadır.3) İkinci bölüm: Resûlullahın “sallallahü teâlâ aleyhi ve se ...
 
Loading …
show series
 
Bil ki, peygamberlerden sonra Allâhü Te’âlâ’yı en çok tanıyan ve O (c.c.)’un hakkında en fazla bilgisi olan kimseler ashâb, tabiîn ve bunları takip eden âlimler ve sâlihlerdir. Beşeriyetin en akıllı kesimi de bunlardır. Bunlar da, Alâhü Te’âlâ’dan çok korkmuşlardır. Meselâ, Hz. Ebu Bekir (r.a.), Allâhü Te’âlâ’dan o kadar korkardı ki, büyük hizmetin…
 
Evliyanın büyüklerindendir. Hayr-ı Nessâc lakabı ile meşhûr olup ismi Muhammed bin İsmail’dir. İnsanlara vaaz ve nasihât ederdi. Allâhü Te’âlâ’nın emir ve yasaklarını anlatırdı. Güler yüzlü ve tatlı sözlü idi. Güzel ahlâkı ile herkesin kalbine tesir ederdi. Hilmi, yumuşaklığı, haram ve şüphelilerden sakınması, nefsinin arzularına muhalefet etmesi, …
 
Allâhü Te’âlâ gece kalkıp, ibâdet edenleri Kur’ân-ı Kerîm’de, pek çok âyeti kerimede övüyor. Makam-ı Mahmûd’dan pay almanın teheccüd namazı ile olacağını bildiriyor. Bir hadîs-i şerîfte şöyle buyruluyor: “Siz seher yemeğiyle gündüz oruç tutmaya, kaylule ile (gün ortasında bir parça uyumakla) gece ibâdet etmeğe yardım ediniz. Çünkü uyuyanlar, kıyame…
 
Bir hadîs-i şerîfte bildiriliyor ki: “Kıyâmet gününde insanlar dehşet içinde iken, onlar nurdan tahtlar üzerinde endişesiz olarak oturacaklardır.” Başka bir hadîs-i şerîfte şöyle buyrulmuştur: “Allâhü Te’âlâ kıyamet günü “Benim komşularım nerede?” buyuracak. Melekler, “Senin komşuların kimlerdir.” diyecekler, Allâhü Te’âlâ, “Benim komşularım camile…
 
Erkek çocuklara, ipek kaftan, takke, kuşak ve sâir ipekli elbiseler giydirmemelidir. Erkeklerin ipek giymesi caiz değil, haramdır. Kadınlara helâldir. Erkek çocuklara giydiren günahkâr olur. Saf ipekten elbise giymek haramdır. Sun’î ipek giymek erkeklere de helâldir. Çünkü bunlar, pamuk bileşikleridir. Saf ipek olan kumaştan yastık yapmak, oda döşe…
 
Müslüman halkı Hıristiyanlaştırmak için faaliyet gösteren misyonerler, Ortadoğu’da büyük bir dirençle karşılaştılar. Bunu kırmak için, bu bölgede yaşayan Müslümanların, dini şuurunun yok edilmesi gerekiyordu. Dinlerarası diyalog ile Hıristiyanlığın da hak bir din olduğu, korkulacak bir şey olmadığı konusu işlenerek, Müslümanların Hıristiyanlara kar…
 
Râbıtaya yetkili olmadan kendine râbıta ettireler büyük zarardadırlar. Bu işin zararı, hem kendisine râbıta ettirene hem de râbıta edenlere erişir. Kendilerine yersiz olarak râbıta ettirenlerden bir kısmı, bazı hallere aldanıp, büyüklerin bazı tecellilerini kendi halleri sanır, nefsine mal eder, bir kısmı da, tarikat edeplerine ancak yüzeysel olara…
 
Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’i her varlıktan daha fazla sevmek ve saymak lazımdır. O (s.a.v.)’in temiz âlini ve mübarek Ashâbı (r.a.e.)’i sevmek şarttır. Onların şereflerini Cenâb-ı Hâkk şöyle beyân etmiştir: “Muhammed Allâh’ın Peygamberi’dir. O’nun beraberinde bulunanlar ‘Ashâb-ı Kirâm’ kafirlere karşı şiddetli, kendi aralarında gayet merhametlid…
 
“Hepimizi ve Kâinatı yaratan Allâh Te‘âlâ Hazretleri tarafından Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in getirip tebliğ ettiği şeyleri, İslâm Şeriati’nin hükümlerini kalp ile tasdîk ve dil ile ikrar etmeye îmân denir. İman tasdîk ve ikrardan ibarettir. Bu duruma göre îmân Allâh (c.c.)’e, Meleklerine, Kitaplarına, Peygamberlerine, Âhiret gününe ve Kader’e in…
 
İsmi Ahmed bin Sehl el-Belhî olup, künyesi Ebû Zeyd’dir. 849 (H. 235) senesinde Belh’e bağlı köylerden birisinde doğdu. İlim tahsil etmek için bir çok beldelere gitti. 934 (H. 322) senesinde Belh’de vefat etti. Ebû Zeyd; fizik, astronomi, matematik, târih, coğrafya, tıb, edebiyat, fıkıh ve kelâm ilimleri ile ilgili altmışa yakın eser yazdı. Suvar-u…
 
Âmeller her ne kadar fiil, söz, hareket, sükûn, celb, fikir ve zikir gibi sayılamayacak kadar çok kısma ayrılabilirse de günâhlar ve mübâhlar kısmını ele alacağız: Birinci kısım günâhlardır. Niyet, günâhı günâhlıktan çıkaramaz. Bu bakımdan cahil kimselerin “Ameller ancak niyetlere göredir.” Hadîs-i şerifinden bunun aksini anlaması doğru değildir. O…
 
1. Ehl-i Sünnete uymayan (bozuk) i’tikatlar, 2. Sâlih amelleri terk etmek, 3. Niyette ve işlerinde doğruluktan ayrılmak, 4. Günâhta ısrar etmek (Günâh işlemeye devam etmek), 5. İslâm nimetine şükrü terk etmek, 6. Îmânsız ölmekten korkmamak, 7. Başkalarına zulmetmek, 8. Sünnet üzere okunan ezâna icâbet etmemek, 9. Dîne aykırı olmayan hususlarda, ann…
 
Yerin bütün hazineleri Resûlullâh (s.a.v.)’e verilmiştir. Ülkelerin anahtarları ona teslim edilmiştir. Kendisinden önce hiçbir peygambere helâl olmayan ganimetler ona helâl kılınmıştır. Fethedilen ülkelerin cizyesinden, vergilerinden, humuslarından (beşte birlerinden) hiçbir krala toplanmayan mal toplanıp kendisine getirilmiştir. Çevre hükümdarları…
 
Efendimiz (s.a.v.)’in ümmetinin geleceği ile ilgili endişeleri olmuştur. Hadîs-i şerîflerde zamanın bozulacağı, bozulan zamanda insanlığın ve mü’minlerin de bozulacağı haber verilmiştir. Efendimiz (s.a.v.)’in ümmetinin geleceği ile ilgili haberlerini incelediğimizde bugün bu haberlerle yüz yüze olduğumuzu görmekteyiz. Hz. Ali (r.a) şöyle anlatıyor:…
 
Haset bir Müslümana Allâh (c.c.)’un verdiği nimetin yok olmasını istemektir. Kişi ister o nimetin kendisine verilmesini istesin ister istemesin, fark etmez; bu hasettir ve Müslümana haramdır. Allâh (c.c.)’un bir Müslümana verdiği nimeti kendisine de vermesini istemek ise haset değil imrenmektir. Hatta namaz ve diğer ibâdetler gibi farzlarda, birisi…
 
Resûlullâh (s.a.v.)’e salı günü hakkında sual ettiler; Resûlullâh (s.a.v.); “Kan günüdür, çünkü o gün Havva hayz getirdi. Âdem’in oğlu kardeşini o gün öldürdü. Yine o gün Cercis, Zekeriyyâ, Yahya ve oğlu, Firavun’un karısı Âsiye bînt-i Müzârrın ve Benî İsrail’in bakarası katlolundu.” Resûlullâh (s.a.v.) salı günü hacamat yaptırmaktan şiddetle nehye…
 
Efendimiz (s.a.v.)’in bizlere vasiyetlerinden birinde Müslüman kardeşlerimizin Cuma Namazı’nı bırakmalarına sebep olabilecek bir şey söylemememiz, Allâh (c.c.)’un hayır ve râhmetinden yoksun kalmamaları ve ölünceye kadar bu hayır ve râhmetten kalplerinin mühürlenmemesi için, Cuma Namazı’na gitmeye şiddetle zorlamamız buyrulmaktadır. Tanıdığımız bir…
 
Hz. Muâviye (r.a.)’in şahsiyetinde birtakımözellikler bir arada toplanmıştır. Hz. Ömer (r.a.) bütün Şam bölgesinin idaresini onun emri altında toplamış ve o bölgede tek söz sahibi olarak onu belirlemiştir. Hz. Ömer (r.a.)’in bu tutumuna etkili olan amil ise; Hz. Muâviye (r.a.)’in güzel yaşantısı, İslâm topraklarını ve sınır boylarını en iyi şekilde…
 
Şöyle ki: Uhrevî veyâ dünyevî bir ihtiyâcı olan kimse güzelce abdest alır, yatsı namazından sonra iki veya dört, bir rivayete göre on iki rek’at namaz kılar, sonra Hâkk Te’âlâ Hazretleri’ne senâda, Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz’e salât-ü selâmda bulunur. Sonra hacet duâsını okuyup hacetinin husûlünü (ihtiyâcının karşılanmasını) Allâhü Te’âlâ’dan…
 
Fazîlet sahibi bir zât olan Ebû Ya’kûb Nehrecûrî (k.s.) tasavvufun yüksek makâmlarına kavuşmuştur: Lütfu ve ikrâmı bol, edebi pek çok idi. Arkadaşları kendisini çok severdi. Yüzünde herkesin fark ettiği bir nûrânîlik vardı. Çok ibâdet ederdi. Gönlü bir gün bile rahat olmamıştı. Nitekim “Ey Ya’kûb! Sen kulsun. Kul rahat olmaz.” diye bir ses işitti. …
 
Hz. Kâ’b (r.a.), Peygamber (s.a.v.)’den şöyle duyduğunu rivayet ediyor: “Muhakkak ki her ümmet için bir imtihân vardır; benim ümmetimin imtihânı ise, dünya malıdır.” (Tirmizî) İsfehânî’nin Ebû Hüreyre (r.a.)’den yaptığı rivayette, Peygamber (s.a.v.) buyurdular ki: “Haberiniz olsun ki her cömert kişi cennettedir; bu Allâh (c.c.)’un kanunu icabıdır v…
 
Osmanlı Devleti’nin kurucusu olan Osman Gâzi’nin babası olan Ertuğrul Gâzi, Oğuzların Bozok koluna bağlı Kayı boyundan Süleyman Şah’ın oğludur. Süleyman Şah’ın vefâtından sonra, Ertuğrul Gâzi kabîleye reis seçildi. Ertuğrul Gâzi kardeşi Dündâr Bey ile berâber batıya hareket etti. Sivas yakınlarında konakladıkları sırada Selçuklu ordusu ile büyük bi…
 
İmâm-ı Gazâli, İmâm-ı Suyuti, İmâm-ı Şa’râni, Fahreddin-i Râzi, İmâm-ı Nevevî gibi asırlardır Müslümanların arkasında gittiği âlimler; her biri yüzlerce eser bırakıp İslâmî ilimlerdeki yetkinliklerini, Kur’an ve sünnete vukûfiyetlerini ispatlamış olmalarına rağmen, mezheplerin dışına çıkmamışlar, dört mezhebin yayılmasına gayret etmişlerdir. Bu şek…
 
Hüccetü’l-İslâm Gazâlî’nin Selçuklu İmparatoru Melik-şah’a gönderdiği mektup içinden bir bölüm: “Gazâlî’den Sultân Melikşah’a... Ey doğunun ve batının sultanı!... Liderliğin tehlikesi büyük, fitneleriyse çoktur. Unutma! Liderin dünya ve ahiretteki emniyeti hakîkî din âlimleriyle beraber hareket etmesine bağlıdır. Adâletli ve insaflı olmanın yolu, b…
 
Peygamberimiz (s.a.v.)’in muhtereme hanımlarından olan Reyhâne (r.ânhâ) Medîne’de bulunan Yahûdîlerin Benî Kureyzâ kabîlesindendir. Sâkin, temiz karaktere sâhip, yumuşak huylu bir hanımefendi olan Reyhâne (r.anhâ), Peygamberimiz (s.a.v.)’den önce Medîne’de vefât etmiştir. Efendimiz (s.a.v.) Hendek Savaşı’ndan sonra Medîne’nin dışında bulunan ve bir…
 
Dünyada zühd sahibi olmanın alametlerinden birisi, fakirliği, fakirleri ve onlarla kendi ortamlarında sohbet ederek onlara karşı alttan almayı sevmektir. Velilerden Mutarrıf (rh.a.) eski püskü elbise giyen yoksulların meclisinde oturur ve bu şekilde Râbbinin yakınlığını kazanmayı umardı. Muhammed b. Yusuf el-İsfahanî de (rh.a.) zühd sahibi bir âlim…
 
Akrabaya sıla etmelidir, vâciptir. Ömrün bereketli olmasına sebeptir. Çok büyük sevâptır. Sıla demek, unutmayıp yakınlık göstermektir. Ziyaret ile hediye göndermekle eliyle veya diliyle yardım etmekle olur. En aşağı derecesi selâm vermek veya selâm göndermek ile olur. Sıla için muayyen bir zaman yoktur. Nikâhla alması haram olan akrabaya sıla etmek…
 
Hayvanların şuuru olmadığından cennette yapacakları bir vazifeleri de yoktur. Cehenneme gitmeleri halinde ise, hılkatları itibariyle sıkıntı çekmeleri kaçınılmaz olduğundan oraya gitmeleri de ilahî râhmete muvafık değildir. Bir tek çaresi kalır ki, o da yaratıldıkları toprağa tekrar dönmeleridir ki, öyle de olacaklardır. Rivâyetlere göre, Hz. Salih…
 
Abdullâh Mevlâ Esmâ bint Ebû Bekir (r.anhümâ) dedi ki: “Esmâ (r.anhâ) tayalesî kisravanî bir cübbe çıkardı, ilikleri ipekti, açıkları (bir tarafında ilikler, bir tarafında düğmeler bulunan ön açıklar) ipekle örülmüştü. Dedi ki, bu Allâh Resûlü (s.a.v.)’in cübbesidir. Hz. Âişe (r.ânhâ)’nın yanındaydı; o irtihâl edince ben aldım. Allâh Resûlü (s.a.v.…
 
“Tahâret” kelimesi “Her türlü pisliğin giderilmesi ve hades (hükmen temizsizlik) halinin kaldırılması” mânâsına gelir. Buna göre dinimizde iki çeşit temizlik bulunmaktadır: 1. Görünen ve Hissedilebilen Temizlik: Kan, idrar, irin vb. gibi gözle görünen veya hissedilen, beden, elbise veya mekânlarda mevcut olan bir pisliğin ya da insan bedeninde oluş…
 
Tüccar ve sanatkarların çoğu, takvâlarının azlığı ve verâ sahibi olmamaları sebebiyle mallar arasında ayrım yapmaz ve haram olanlardan yüz çevirmezler. İşte bu sebeplerle onların mallarında haram taraf ağır basar. Zira helâl, takvâ ve verâ sahibi olmaya bağlı bir husustur. Eğer insanlar arasında takva sahibi ve verâ ehli kimseler çoğalır ise buna b…
 
Osmanlı Devleti’nde Hazine-i Âmire adındaki devlet hazinesi yanında, padişahın hususî geliri ve servetinden meydana gelen bir de Hazine-i Hâssa adında padişah hazinesi vardır. Sarayın masrafları, padişahın yakın çevresinin maaşları, ecnebi hükümdara giden hediyeler, Mekke ve Medine’ye gönderilen hediyeler, rejim aleyhinde çalıştığı için sürgüne gön…
 
Yüce Allâh Peygamberimiz (s.a.v.)’i gönderdiği zaman, Sâsânî Sarayı’nda oturmakta olan Kisrâ sabah uyanınca, saray takının kırıldığı ve Dicle’nin korkunç bir şekilde taşdığını görmüştür. Bundan endişelenerek kâhinleri, müneccimleri ve sihirbazlarını toplayıp bu olayların neyin alâmeti olduğunu açıklamalarını istemiş. Halbuki onların o gün bütün ili…
 
Hz. Ebûbekir (r.a.) şöyle buyurur: “Kim, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Hazretlerinin mevlidinin okunması için bir dirhem harcama yaparsa; o kişi cennette benim refikim (ve arkadaşım)dır.” Cüneyd-i Bağdadî (k.s.) Hazretleri, buyurdu ki: “Kim, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Hazretlerinin mevlidinin okunduğu yerde hazır olur, mevlîde tazim’ eder kadr-u k…
 
Allâhü Te’âlâ bu konuda şöyle buyurmuştur: “Muhakkak sizleri biraz korku ve biraz açlık ile imtihan edeceğiz... Sabredenleri müjdele!” (Bakara s. 155) Allâhü Te’âlâ başka bir âyette şöyle buyurmuştur: “Onlar kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile, başkalarını kendilerine tercih ederler.” (Haşr s. 9) Enes b. Mâlik (r.a.) şöyle rivayet etmiştir: “Bir …
 
Mücahid (rh.a.), Hz. Ebû Bekir ve Abdullah ibn-i Zübeyr (r.a.e.)’nin namaz kılışlarını şöyle anlatıyor: “Onlar namaz kılmaya başlayınca sanki yere dikilmiş bir direk gibi dururlardı.” Yani hiç hareket etmezlerdi. Abdullah ibn-i Zübeyr (r.a.) namaz kılmasını Hz. Ebû Bekir (r.a.)’den öğrendi. Hz. Ebû Bekir (r.a.) de Rasûlullâh (s.a.v.)’den öğrendi. Y…
 
Haşrin mânâsı toplanmaktır. Allâhü Te‘âlâ’nın: “Kitap ehlinden küfredenleri ilk haşr için yurtlarından çıkaran odur.” (Haşr s. 2), kelâm-ı ilâhîsinin işâret buyurduğu gibi, İbn-i Abbas (r.a.)’in beyânına göre burada haşrden murad, insanların kıyâmetten önce Şam arazisinde toplanmasıdır. Kadı İyâz, “Bu haşr, kıyâmet kopmazdan önce dünyada olacaktır …
 
Birisi, Cüneyd-i Bağdâdî (k.s.)’a; “Gözümü yabancı kadınlara bakmaktan nasıl koruyabilirim?” diye sordu. Cüneyd-i Bağdâdî (k.s.) “Yabancı kadını gördüğün zaman, Allâhü Te’âlâ’nın seni, senin o kadını görmenden daha iyi gördüğünü hatırla.” buyurdu. Cüneyd-i Bağdâdî (k.s.) buyurdu ki: “İnsanları Allâhü Te’âlâ’nın sevgisine kavuşturacak yol, yalnız Pe…
 
Evliyanın büyüklerindendir. Tasavvuf ehlinin çok tanınmışlarından olup, Seyyid-üt-Tâife denmekle meşhurdur. Hocasına ait olan evin bir odasında kalırdı. Her an Allâhü Te’âlâ’yı hatırlardı. Seccadesi üzerinde, sabaha kadar “Allâh, Allâh” der, aynı abdestle sabah namâzını kılardı. Bu hâl senelerce böyle devam etti. Tasavvufu, dayısı Sırrî-yi Sekatî’d…
 
Efendimiz (s.a.v.)’in bizlere vasiyetlerinden biri de, kendilerini ibâdete veremeyen din kardeşlerimizi (iç huzuru ve rahatlığı ile hayatlarını sürdürmek için) helâlinden kazanç yolunda yürümeye, alışveriş, ölçme, biçme ve terazi ile tartıda doğru olmaya, dünya işlerindeki kazançlarıyla, üstün lezzet taşıyan yiyecekleriyle, güzel giyecekleriyle övü…
 
Güzel bir müslüman, hayır işleri ve hayır işleyenleri sever. Kötülükten ve kötü işleyenlerden uzak durur. Yapılması teşvik edilen veya emredilen işlere imkânı olduğu sürece koşar. İmkânı olmayıp bu şeyleri yapamadığı zaman üzülür. Kendisini ilgilendirmeyen söz ve işleri terk eder. Zorlama ve yapmacık işlerden kaçınır. Kendisine emredilmeyen ve teşv…
 
Çocuklarımızın dünyalarını mamur etme uğruna ahiretlerini ihmâl etmememiz gerektiği konusunda Rabbimiz bizi özellikle uyarmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm, “Ailene namazı emret ve kendin de ona devam et. Senden rızık istemiyoruz. Sana da biz rızık veriyoruz. Güzel sonuç Allâh’a karşı gelmekten sakınanlarındır.” (Tâhâ s. 132) âyetiyle, kendimizin namaza dev…
 
Hz. Huzeyfe (r.a.) buyuruyor ki: “Resûl-i Ekrem (s.a.v.) bir zorlukla karşılaşınca derhâl namaza yönelirdi. (İmâm Ahmed) Namaz Allâhü Te‘âlâ’nın büyük bir râhmetidir. Her türlü zorlukta namaza yönelmek Allâhü Te’âla’nın râhmetine yönelmek demektir. Râhmet-i ilâhî insana destek ve yardımcı olduğu zaman onun hangi sıkıntısı devam edebilir ki? Resûlul…
 
Rebiü’l-evvel ayında Nebî (s.a.v.)’i öven şiirler (Mevlîd) okutmak âlimler tarafından güzel görülmüştür. Bu şiirlerden birini arz edelim: İmâm-ı ‘zam Efendimiz 53 beyitten oluşan ve Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’i meth eden ed-Dürrü’l-Meknûn isimli kasidesini, Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz’in ravzasına yüz sürdüğünü de yazmıştır. 1. Yâ Resulall…
 
Peygamberlik, elçilik, dostluk, muhabbet, seçilme (kendi tarafından), İsra, cemâlini müşahede ettirmek, kendisine yaklaştırmak ve cemalini göstermek, vahiy, şefaat, vesile, fazîlet, yüksek derece, Makâm-ı Mahmud, Burak, Mi’râc, tüm insanlığa peygamber olarak gönderilişi, tüm peygamberlere imâmlık yapması, peygamberlerle tüm milletlerarası tanıklık …
 
Zeyd bin Sabit (r.a)’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: “Resûlullâh (s.a.v) Beni Neccar’a âit bir duvarın yanında, katırın üzerinde iken, birden binek koşup neredeyse Resûlullâh (s.a.v.)’i yere düşürecekti. Orada altı veya beş veya dört kabir vardı. Resûlullah (s.a.v) : “Kim bu kabirlerin sahiplerini tanır.” diye buyurdu. Bir adam “Ben bil…
 
Osmanlı Devletinin 30. pâdişâhı olan II. Mahmud’un babası Sultan I. Abdülhamid Han’dır. II. Mahmûd Han’ın ilmi fazla olup, dînî, fennî, teknik, askerî, idârî ve sanat sahalarında kendisini çok iyi yetiştirmişti. Dindar, akıllı, zekî, çalışkan olup, gayret ve azim sâhibiydi. Şâir olup “Adlî” mahlasıyla şiir yazardı. İlim, sanat adamlarına ve eserler…
 
E‘ûzü bi’llâhi mine’ş- şeytâni’r- racîm. Bi-smi’llâhi’r- rahmâni’r- rahîm. Selâmün ‘aleyküm ketebe rabbüküm ‘alâ nefsihi’r-rah-meh. Selâmün aleyküm bi mâ-sabertüm feni‘me ‘ukbe’d-dâr. Selâmün aleykümü’dhulû’l- cennete bi mâ-küntüm ta‘me-lûn. Ve selâmün ‘aleyhi yevme vülide ve yevme yemûtü ve yevme yüb‘asü hayyen. Ve’s-selâmü ‘aleyye yevme vülidtü v…
 
Safer ayının ilk ve son çarşamba gecesi, gece yarısından sonra yeryüzüne inecek belâlardan Allâh (c.c.)’un izniyle korunmak için imsâkten önce dört rek‘at nâfile namâzı kılıp Fâtiha’dan sonra zamm-ı sûre olarak, birinci rek‘atte 17 “Kevser”; ikinci rek‘atte 5 “İhlâs”; üçüncü rek‘atte 1 “Felâk”; dördüncü rek‘atte 1 “Nâs” sûrelerini okuyup selâmdan s…
 
Hanefî Mezhebi istişâre esasına dayandırılmıştır. Ebû Hanîfe meseleleri tek tek ortaya atar, öğrencilerini dinler, kendi görüşünü söyler ve onlarla konuyu bir ay hattâ daha fazla süreyle münâkaşa ederdi. Meselenin incelenmesinde hazırlığı olan ve ictihat derecesinde bulunanlar da düşünce ve ictihatlarını söyledikten sonra, bu mesele hakkında müzâke…
 
Loading …

Hızlı referans rehberi

Google login Twitter login Classic login