Mevlana Takvimi günlük takvim yazıları
…
continue reading
(Herkese Lâzım Olan Îmân) kitâbı dört kısımdan meydâna gelmişdir. I. kısım; Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin (İ’tikâdnâme) kitâbının tercemesidir. (Hadîs-i Cibrîl) adı verilen; islâmın beş şartını ve îmânın altı şartını anlatan bir hadîs-i şerîfin açıklamasıdır. Ayrıca Şerefüddîn Yahyâ Münîrinin iki mektûbu, Allahü teâlâ vardır, birdir, konuları vardır. II. kısım; (Müslimânlık ve Hıristiyanlık) kitâbıdır. Burada Peygamberler, kitâblar, dinler, (Yehûdîlik, hıristiyanlık ve islâmiyyet) ha ...
…
continue reading
Bu kitâb, derin âlim ve büyük velî Mevlânâ Abdürrahmân Câmî hazretlerinin, “ŞEVÂHİD-ÜN NÜBÜVVE Lİ-TAKVİYET-İ EHLİL-FÜTÜVVE” adlı kitâbının tercümesidir. Kitâbda, bir mukaddime, yedi bölüm, bir hâtime vardır: 1) Mukaddime: Nebî ve mürsel kelimelerinin ma’nâlarını ve bunlara bağlı şeyleri açıklamakdadır. 2) Birinci bölüm: Resûlullahın “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” doğumundan evvel, Peygamberliğine delîl olan alâmetler hakkındadır. 3) İkinci bölüm: Resûlullahın “sallallahü teâlâ aleyhi ve ...
…
continue reading
Biricik Sevgilimiz`e (SAV) iştiyakımız en büyük tesellimiz.
…
continue reading
İlker Gümüşoluk ve Kemal Ayça iftiharla sunar...
…
continue reading
1. Cünüp olan kişinin namaz kılması haram-dır. Cenâb-ı Hâkk şöyle buyurmuştur: “Ey imân edenler sarhoşken ne söylediğinizi bilene kadar ve cünüp olup yolcu olmadığınızda gu-sül edene kadar namaza yaklaşmayın.” (Nisa s. 43)2. Mescide giremez. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyuruyor: “Ben ne cünüp olana ne de hayız olana, mescidi helâl gör-müyor…
…
continue reading
Sünnet olan, Kur’an’ı tertîl üzere okumaktır. Çünkü Cenâb-ı Hâkk, “Kur’ân’ı da açık açık, tâne tâne oku” (Müzzemmil s. 4) buyurmuştur. Tertil ise, harflerin ve kelimelerin açık seçik okunmasıdır. Kur’ân’ı bu şekilde okumanın faydası ise, kıraat bu tarzda eda edildiğinde, hem kendisi bu lâfızların manasını anlar, hem de başkalarına anlatmış olur. Ha…
…
continue reading
İlim yoluna giren ve ilim öğrenmeye son derece istekli olan bir müslüman; eşsiz bir âlim olup arkadaşlarından üstün olmak, onlardan daha önde görünmek, insanlardan ilgi ve alâka görmek veya dünyalık kazanmak düşüncesiyle ilim öğreniyorsa, bilmelidir ki, dinini yıkmak, kendi kendini mahvetmek ve âhiretini dünya karşılığında satmak için çalışıyor dem…
…
continue reading
Efendimiz (s.a.v.)’in bizlere olan emir ye vasiyetlerinden biri; ezân ile kamet arasında Hâkk Teâlâ’dan bizlerin ve umum müslümanların dünya ve âhiret ihtiyaçlarımızı görmesini istememizdir. Fakat bu işi yaparken bir şer’î özür olmadıkça ifrata kaçmamalıyız. Bu anda duâ etmenin fazîleti şundan ileri geliyor: Çünkü kul ile Zülcelâl arasındaki örtüle…
…
continue reading
İman, dil ile ikrar ve kalp ile tasdiktir. Tek başına ikrar iman kâbul edilmez. Çünkü, tek başında ikrar, iman addedilse idi; münafıkların tamamı mü’min olurdu. Aynı şekilde sadece kalbin idrak etmesi (tasdik) de iman olmaz. Eğer bu durum tek başına yeterli olsa idi, Ehl-i Kitab’ın tamamı mü’min olurdu. Halbuki Allâhü Teâlâ dilleriyle ikrar eden mü…
…
continue reading
Yakın tarihimize damga vuran gençlik teşkilatı Milli Türk Talebe Birliği’nde 1971’de başlayan dönemde kurumsal/kitlesel faaliyetler yanında kişisel gelişime de çok önem verilmiş; “İslâm’ı öğren, yaşa; öğret, yaşat” düsturu hayata geçirilmeye çalışılmıştır. Günümüzde ülkemizin yönetiminde ve önemli görevlerdeki pek çok kişi Milli Türk Talebe Birliği…
…
continue reading
Milli Türk Talebe Birliği (MTTB), Osmanlı’dan günümüze, yakın tarihimizin en büyük gençlik hareketinin adıdır. 1916 yılında Daru’l Fünûn’da okuyan bir grup öğrenci tarafından kurulmuştur. 1931’e kadar kayda değer bir varlık gösteremeyen MTTB, bu yıllarda Teknik Üniversite talebesi olan Tevfik İleri’nin genel başkan olmasıyla faaliyetlerini artırmış…
…
continue reading
Makam ve şöhret sevgisi “Başka insanların kalbinde kendisine karşı hürmet beklentisi içinde olmak” olarak tanımlanır. Şöhret sevgisi gizli bir hastalık olduğu için kişi, bazen kendisinde bu hastalığın varlığını tespit etmekte zorlanır. Ancak bu hastalık arttığında kendisini gösterir ve o zaman kişi bunun farkına varır. Şöhret sevgisinin peşine düşe…
…
continue reading
Yolculuğa çıkan müslüman için, riayet etmesi gereken birçok edep vardır. Bunlardan biri; kerahat vakti değil ise yolculuğa çıkmadan önce iki rekât namaz kılmaktır. İbrahim el-Halebî (r.âleyh), Haleb-i Kebir adlı eserinde bunun müstehap olduğunu söylemiştir. Birinci rekâtında Fatiha-i Şerife’den sonra “Kafirun” suresi, ikinci rekâtında “İhlâs” sures…
…
continue reading
Bütün yönler Allâh (c.c.)’un mülküdür. Kıble demek, bir mekânın Allâh (c.c.)’a tahsis edilmesi, Allâh (c.c.)’un yalnız orada bulunması demek değildir. Hüküm, tasarruf ve emir hep Hâkk Teâlâ Hazretlerinindir. Bizi her nereye yöneltirse biz oraya yöneliriz. Tâat, Hâkk Teâlâ Hazretlerinin buyruğunu tutmaktır. Eğer her gün bir tarafa yönelmeyi buyursa …
…
continue reading
Çocuk sahibi olmak isteyen kimse namazdan sonra şu ayetleri üç kere okursa Allâh (c.c.)’un izniyle çocuk sahibi olur: “Rabbim! Geride kalanların en hayırlısı sensin, yine de sen beni yalnız (çocuksuz) bırakma!” (Enbiyâ s. 89) “Rabbim! Bana tarafından temiz bir nesil ihsan eyle! Kuşkusuz sen duâyı işitmektesin.” (Al-i İmrân s.38) Çocuk sahibi olmak …
…
continue reading
Medine şehrini gördüğün zaman, Allâhü Teâlâ’nın, Nebi (s.a.v.)’e ayırdığı ve Nebi (s.a.v.)’in hicret ettiği bir şehir olduğunu, ilâhi emirlerin ve Nebi (s.a.v)’in bir çok sünnetinin burada meşru olduğunu, ölünceye kadar buradan düşman ile harb edip İslâm dinini ilân ettiğini, sonra kendisinin ve kendisinden sonra hilâfet vazifesini ifa eden iki dos…
…
continue reading
Yemek yemenin farzları: 1. Aç olmayacak kadar yemek, 2. O yemeği yiyince ağzına lezzet gelmesini Allâhü Azimü’ş-şan’dan bilmek, 3. Yediği zaman doymayı ve içtiği zaman kanmayı Allâhü Azimü’ş-şan’dan bilmek, 4. Helalinden yemek, 5. O yemeğin kuvveti geçinceye dek Allâhü Teâlâ’ya kulluk etmek, 6. Kanaat etmek, Yemek yemenin sünnetleri: 1. Pabucunu çı…
…
continue reading
Allâh (c.c.), insanın içinde öyle bir kuvvet yaratmıştır ki insan diğer insanların düşünce, fikir ve sözlerinin tesiri altında kalır ve hiç uğraşmadan, zahmet çekmeden, hatta farkına bile varmadan öteki insanların etkisi altına girer. Bu etki ve tesir, iyi de olabilir kötü de. Bunun için insan, berâber olduğu, konuşup görüştüğü kimselerin, iyi ahlâ…
…
continue reading
Evliyânın büyüklerinden Mansûr el-Betâhî (r.âleyh) Hazretleri’nin vefatı yaklaşınca hanımı: “Efendi! Oğluna vasiyet et, onu yerine vekîl bırak” dedi. Mürşîd-i kâmil olan Şeyh Mansûr el-Betâhî (r.âleyh) Hazretleri: “Hayır, kız kardeşimin oğlu Ahmed Rufâî’yi yerime vekil bırakacağım” dedi. Hanımı çok ısrâr etti, ağladı. “Oğlumuz varken sen başkaların…
…
continue reading
İlk Câmi, Kuba Mescidi’dir. İlk gazâ, Bedir Gazâsı’dir.Bedir’de ilk şehit, Mihca (r.a.)’dır. Uhud’da ilk şehit, Abdullah bin Amr (r.a.)’dır. İlk îmân eden mü’min, Hz. Hatice (r.anhâ)’dır. İlk Müslüman olan çocuk, Hz. Ali (k.v.)’dir. İlk İslâm’a gelen köle, Zeyd bin Harise (r.a.)’dir. Müslümanların ilk karargâhı, Dâr-ül Erkâm’dır. İlk kılıç çeken mü…
…
continue reading
Bizi bu hâle getiren, ahlâkımızı Paris’in kerhanesinden daha aşağıya düşüren, millî kültürümüzü çöplüğe ve millî iktisadımızı kumarhaneye çeviren, zekâmızı maymunlaştıran ve kalbimizi kanserleştiren, tarihi 126 yıllık cereyanın, kendi öz evimizde, yüzümüze kapadığı oda, ruh ve mukaddesat odamız… Ayasofya budur! 126 yıl boyunca, dışardan Batı empery…
…
continue reading
İctihâd, aşağıda belirtilen özellikleri kendisinde bulunduran, ehliyetli ve muktedir kimsenin fürûa ait şer’î hükümleri, şer’î delillerden çıkarma konusunda güç ve kuvvetini bütünüyle sarf edip kullanmasıdır. Mutlak ictihâdın şartları şunlardır: Kur’ân-ı Kerîm ile hadîs-i şerîflerin sözlük anlamları için lügat, sarf, nahiv, meânî, beyân meselelerin…
…
continue reading
Harama bakmaktan kendini kurtarâbilmek için yoğun bir mücadeleye girmek gerekir. Şunu bilmelisin ki, insan üstün bir himmet ve zahmet olmadan sıradan bir şeyi bile elde edemez. Meselâ, bedensel bir hastalığa düştüğün zaman tatsız ilaçlar içmeye rıza gösteriyorsun. Neden? Hedefin iyileşmek olduğu için bu tatsızlığa katlanıyorsun. Ruhsal bir hastalık…
…
continue reading
Sultan Vahdeddin, I. Dünya Savaşı’ndan yenik ayrılıp toprakları işgal edilen bir devlet devralmasına rağmen, işgal ve esaretin amansız şartlarına göğüs gererek batan devleti kıyıya çekme yükünü sırtlanmıştır. Bu gerçeğe, Saray Nazırı Avni Paşa’ya söylediği şu sözlerle parmak basmıştır: “Bize hükümdarlık değil, türbedarlık mukaddermiş. Vatan viraney…
…
continue reading
Musa (a.s.) bir gün “Yâ Râb! Kullarının sana sevgilisi hangisidir?” diye sordu. Yüce Allâh “Onların beni en çok zikredenidir” buyurdu. Musa (a.s.): “Yâ Râb! Kullarının en zengini hangisidir?” diye sordu. Yüce Allâh: “Kendisine verdiğim şeye en râzı olanıdır!” buyurdu. Musa (a.s.) “Yâ Râb! Kullarının en iyi hüküm vereni hangisidir?” diye sordu.Yüce …
…
continue reading
Orta Çağ’da Avrupa’lılar mezarları kazıp tabutları çıkarıyor, kemikleri bir “kemik evi”ne götürüyor ve mezarı yeniden kullanıyorlardı. Tabutlar açıldığında her 25 tabutun birinde iç tarafta kazıntı izleri olduğu görüldü. Böylece insanların diri diri gömüldüğü ortaya çıktı. Buna çözüm olarak cesetlerin bileklerine bir ip bağlayıp bu ipi tabuttan dış…
…
continue reading
Hz. Ümmü Seleme (r.anhâ) İslâm ile şereflenen ilk müslümanlardan. Habeşistan ve Medine’ye hicret eden ilk kafilede yer almış, çilekeş bir İslâm mücâhidesidir. Hudeybiye antlaşmasından sonra gösterdiği dirayet ve fetanetiyle, Efendimiz (s.a.v.)’e verdiği fikri desteği ile tanınan bir annemiz. Zekâsı, soyu, güzelliği, iffeti ve nezâketiyle Resûlullâh…
…
continue reading
Peygamberimiz (s.a.v.), bazı hadislerinde, ümmetinin ömrünün bin beş yüz seneyi pek geçmeyeceğini söylüyor. Ve Ahir Zaman olarak belirtilen son safhada da yaşanacak kıyamet alametlerini belirtiyor. “İnsanların başına bir zaman gelecek ki, onlardan faiz yemeyen kalmayacak, yemese bile tozu onlara bulaşacaktır. Birçok kişi, az bir dünyalık karşılığın…
…
continue reading
Aişe (r.a.), Nebiyy-i Ekrem (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu söyledi: “Cebrâil bana komşuya iyi davranmayı o kadar çok tavsiye etti ki, neredeyse komşu komşuya mirasçı kılınacak sandım.” Ebû Şüreyh el-Huzâ’î (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Resûl-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allâh (c.c.)’a ve âhiret gününe imân eden kimse komşusuna iyi davransın…
…
continue reading
1
PEYGAMBER (S.A.V.)’İN KATİPLERİNDEN: HZ. ABDULLAH BİN RAVAHA (R.A.)-15 KASIM 2025-MEVLANA TAKVİMİ
2:49
İsmi Hz.Abdullah bin Ravaha (r.a.) künyesi Ebu Muhammed olup, Ebu Ravaha ve Ebu Amr da denilmiştir. Hz. Abdullah b. Ravaha (r.a.) Ensar’ın ilk müslüman olanlarındandır. Akâbe gecesinde katılanlardan biridir. Peygamber (s.a.v.) için katiblik yapardı. Hz. Ebu Hureyre (r.a.)’ın rivayet ettiği bir hadiste Peygamber (s.a.v.): “Abdullah b. Ravaha ne iyi …
…
continue reading
Rükû ve secdede başını imamdan önce kaldıran kişi geri döner. Uygun olan budur. Bu durumda iki secde veya iki rükû yapmış sayılmaz. İmam rükû veya secdeden kalktığında cemaat teşbihleri tamamlamamış olsa da onlar terk eder ve imama tabi olur. Sahih olan görüş budur. İmam birinci oturuşu tamamlayıp ayağa kalktığında cemaat henüz teşehhüdü tamamlamam…
…
continue reading
Takvâ, “haşyet” (tazim ve saygıdan ileri gelen korkma) manasınadır. Nitekim Allâhü Teâlâ “Ey insanlar, Râbbinizden ittikâ edin (korkun)” (Nisâ s. 1) buyurmuştur. “Hani, kardeşleri Nûh onlara, “İttikâ etmez misiniz” yani “Allâh (c.c.)’ı saymaz, Ondan korkmaz mısınız?” demişti.” (Şuarâ s. 106) buyurmuştur. Aynı sözü Hud, Salih, Lût ve Şu’ayb (a.s.e.)…
…
continue reading
Gece vird olarak devamlı yapılacak zikir ve amellerden ilki akşam ile yatsı arasında yapılacak ibâdetlerdir. Akşam namazı ile yatsı arasındaki amellerden ilki de altı rekât Evvabîn namazı kılmaktır. Bu namazı kimse ile konuşmadan kılmak müstehâptır. İlk iki rekâtında Kafirûn ve İhlâs sureleri okunur. Bu iki rekâtı, akşam namazını kıldıktan hemen so…
…
continue reading
Allâhü Teâlâ buyurdu. “İnsanlardan öyle kimse vardır ki, onun bu dünya hayatına ait sözü senin hoşuna gider ve o, kalbinde olana Allâh’ı şâhid getirir. Halbuki o düşmanların en yamanıdır.” (Bakara s. 204) Hüccetü’l-İslâm İmâm Gazalî (r.âleyh): “Mira’, söyleyenini küçük düşürmek ve kendi meziyyetini isbat etmek için bir söze kusur bulmandır” demişti…
…
continue reading
Bir söz ki, apaçık rububiyyeti (Allâh (c.c.)’un ilahlığını) veyahut vahdaniyyeti (Allâh (c.c.)’un birliğini) inkar ediyor, veyahut Allâh (c.c.)’dan başkasına ibadet etmeyi veya Allâh (c.c.) ile berâber ona ibadet etmeyi ifade ediyorsa bu söz küfürdür. Allâhü Teâlâ’nın ilâh olduğunu, tek Allâh (c.c.) olduğunu itiraf edip, fakat Allâhü Teâlâ’nın diri…
…
continue reading
Uhud Gazvesi’nde münâfıklar, müslümanların mâneviyâtını bozmak için “Peygamber (s.a.v.) öldürüldü.” diye bir şâyia çıkarmıştı. Bu asılsız haberin doğru olduğunu zanneden bazı müslümanlar “Resûlullâh (s.a.v.)’den sonra yaşamanın ve savaşmanın ne anlamı var!” diye âdetâ kendilerini bırakmışlardı. Bunu farkeden Server-i Enbiyâ (s.a.v.) Efendimiz, Ashâ…
…
continue reading
Hırs, “kalbin dünya malına karşı yönelmesi” şeklinde tanımlanır. Hırs, bütün ruhsal hastalıkların başıdır. Çünkü hırstan dolayı kavgalar ve fitneler ortaya çıkar. Türlü yarış ve piyangoların düzenlenip neticede birçok insanın mağdur olmasının arkasındaki en büyük sebep yine hırstır. Hırs olmasaydı, hiç kimse başkasının malına göz dikmez, haklarını …
…
continue reading
Son devirde ülkemizde yaşamış en büyük velilerden Hz. Sâmî (k.s.)’un “tabiri câiz ise” kucağında doğmuş, onun terbiyesinde büyümüş, hayatını Hz. Sâmî (k.s.)’a hizmete ve ondan istifadeye adamış ve yine o zâtın vasiyyetleri gereği teçhiz ve tekfin işlerini yapmış, onun yolunu hâlâ insanlara anlatan ve Hz. Sâmî (k.s.)’un manevî evlâdı ve vazifelisi o…
…
continue reading
Hayatının tek gâyesi Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz Hazretlerinin sünnetine uymak ve onu ihyâ etmek olan Hz. Sâmî Efendimiz; daha önceki kitâblarda: “Kılıcı boynunda asılı Peygamber” olarak tarîf edilen (s.a.v.) Efendimize bu husûsta da ittibâ edip gazâya iştirâk ederek “Gâzî” olmuşlardı. Bu husûsu kendileri şöyle anlatıyorlardı: “Birinci Cihân h…
…
continue reading
Üstâdına olan muhabbet ve bağlılığını dâimâ arttırarak devâm ettiren Hazreti Sâmî Efendimiz bütün gün ve gecelerini hizmet yolunda geçirdiler. Sâmî Efendimiz dergâhın temizliğinden, ihvânın her türlü ihtiyaçlarına varıncaya kadar bütün hizmetlerini seve seve yaparlardı. Hazret-i Es’âd Erbilî Efendimizin: “Mâ’nen bizimle aynı mertebededir, lâkin bu …
…
continue reading
Mürşid-i kâmilini bulan ve Zât-ı ‘Âlîlerinin onun ifâdesi ile “Eyyâm-ı şebâbını (gençlik günlerini) şerîat-ı mutahhare ve tarî-kat-ı ‘âliyye hizmetinde” geçiren Hazreti Sâmî Efendimiz ma’nevî mertebeleri hızla aşıyorlardı. Bu yolda kendi ifâdeleri ile ihlâs ve tam teslîmiyet şarttı. Ölünün yıkayıcısına teslîmiyeti gibi mürîd de mürşîdine teslîm olm…
…
continue reading
İlk, orta ve lise tahsîlini Adana’da tamâmlayan Hz. Sâmî (k.s.), yüksek tahsîlini İstanbul’da yaparlar. Hukuk Fakültesini birincilikle bitiren Hz. Sâmî (k.s.), bu arada bir müddet Gümüşhâneli Dergâhı’na devâm ederler. Bu sırada Bâyezıd dersiâmlarından Rüşdü Efendi (Eski Beşiktaş müftüsü Merhûm Fuat Çamdibi Hocanın babası): “Sâmî Evlâdım, gel seni Ş…
…
continue reading
Hz. Mahmud Sâmi (k.s.)’un hayatını manevi vazifelisi ve ihvâna kılavuzu Muhterem Ömer Muhammed Öztürk’ün kâleminden yayınlamaya devam ediyoruz: Hz. Sâmi (k.s.), sâlih dostların birbirlerine olan yardımlarının Kıyâmet günü de devâm edeceğinin tefsîrde beyân edildiğini sohbetlerinde sık sık anlatırlardı: Kıyâmet günü hesâba çekilen bir kulun seyyiâtı…
…
continue reading
Peygamberimiz (s.a.v.) zahidane bir hayat yaşadıklarından bulduğunu yerler ve kalabalıkla yemek yemekten zevk duyarlardı. Yemeği yere diz çöküp iki ayağı üzerine oturarak besmele ile yerlerdi. Sıcak yemek yemezler ve sıcak yemekte bereket olmayacağını söylerlerdi. “Sıcak Yemekte bereket yoktur . Allâhü Teâlâ bize ateş yedirmez öyleyse yemeği soğutu…
…
continue reading
Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz “İslâm güzel ahlâktır.” buyurmuşlardır. Bu kaide İslâm’ın tamamını kapsayıcı olduğu için, İslâm’da ticaret ahlâkı da bu kaideye uygun olmak durumundadır. Başka bir hâdis-i şeriflerinde Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz “Helâl rızkın onda dokuzu ticarettedir.” buyurmuşlardır. Fakat ticaret yaparken dikkat edilmesi gereken b…
…
continue reading
Allâh (c.c.) tevbe edip kendisinden af dilememiz için yasa koymuş ve kıyâmet gününe kadar beşeriyetin devam etmesi için râhmet ve mağfiretini farz kılmıştır. Amellerin karşılığını ahirete ertelemiştir. Ayet-i kerimede şöyle buyrulur: “Allâh insanları işlediklerine karşılık hemen yakalayıverseydi, yeryüzünde bir canlı bırakmaması gerekirdi. Ama onla…
…
continue reading
Mısırlı alim Şa’ravi (r.âleyh) şöyle der: “Ben San Francisco’da iken bir müsteşrik bana sordu: “Sizin Kur’anınızda bulunan şeylerin tamamı doğru mu?” Cevap verdim: “Kesinlikle evet.” Tekrar sordu: “O halde Allâh niçin kâfirlerin müminlere galip gelmesine imkân veriyor?” Hâlbuki Kur’an diyor ki: “Allâh kâfirlerin mü’minlere galip gelmesine asla imkâ…
…
continue reading
Asr-ı Saadet ve kıyâmete yakın Hz.İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi Âl-î Resûl devirleri hariç, gerçek hoşgörü sadece Osmanlı devrinde yaşandı. Batı medeniyeti dışlayıcıdır. İslâm medeniyeti ise kucaklayıcıdır. Selçuklu ve onun mirası üzerine kurulan 636 yıllık Osmanlı hükümranlığının başlıca iki özelliği vardır: “Kurucu ve koruyucu” olmak. Osmanlı’nın İslâm…
…
continue reading
Yalan söylemenin caiz olduğu bazı yerler bir hadiste şöyle geçer: “Araları iyi olmayan müslümanları birleştirmek, savaşta düşmanı kandırmak ve karısını memnun etmek için yalan söylemek caizdir.” Buna göre doğruyu söylemesi halinde aralarının bozulacağından endişe ediyorsa kocanın, karısına yalan söylemesinde bir sakınca yoktur. Aynı şekilde müslüma…
…
continue reading
Guslün farziyyeti kitapla sabittir. Cenâb-ı Hâkk şöyle buyuruyor: “Cünüp olursanız iyice temizlenin.” (Maide s. 6) Gusülde bedenin tamamını yıkamak farzdır. Yıkanmasında meşakkat olan yerler istisna edilmiştir. Gusledecek kişi önce elleri ve avret mahallini yıkar, varsa bedendeki necâseti giderir sonra ayakları yıkamayı tehir ederek abdest alır. Da…
…
continue reading
Efendimiz (s.a.v.)’in bizlere vasiyetlerinden biri, kan akrâbalığı olan yakınlarımızla, ilişkimizin kopmamasına dikkat etmek, bu bağ kopmuş olsa da, Allâh (c.c.)’un rızası ve kendi iyiliğimiz için onlarla ilişkimizi yeniden sağlamlaştırmaya çalışmamız hakkındadır. Bunun büyük ecir ve sevâbı olduğu bilinmelidir. Yine, akrâba ve kan yakınlarıyla bağl…
…
continue reading
Ensârdan ilk şehîd olan kişi Hârise bin Süreka (r.a.)’dır. Hârise (r.a.)’ın annesi, daha sonra Nebî (s.a.v.) Efendimiz’in huzuruna gelerek: “Yâ Nebîyallâh! Bana Hârise’nin durmundan haber verir misiniz?” “Ona, Bedir günü serseri bir ok dokunarak öldürmüştü.” “Eğer oğlum cennette ise bu acıya sabrederim, cennette değilse gücüm yettiği kadar ağlamaya…
…
continue reading
Kur’ân-ı Azimüşşan’da: “Eğer gökte ve yerde Allâhü Tealâ’dan başka ilâhlar olsaydı, gök ve yer harap (viran) olurdu (bozulurdu)” (Enbiya s. 22) buyuruluyor. Cenâb-ı Allâh’ın ortağı yoktur, O’nun gayrisinde ilâhlar yoktur. Semanın ve yerin de harap olması, bozulması bahis konusu değildir. Kâinat ilâhi nizamlarla devam ederken gerçekleri (İlâhî Kitab…
…
continue reading
Peygamberimiz (s.a.v.) ve Hz. Ebubekir (r.a.) Sevr dağındaki mağaranın içine girer girmez Hâkk Teâlâ Hazretlerinin emriyle bir çift güvercin gelip kapısının içine yumurta bıraktı. Örümcek de kapının ağzına ev yaptı. Kureyş’in eşkiya ve bedbahtları silâh ve ışıklar ile dağın her tarafını dolaşıp mağaranın kapısına geldiler. Baktılar, yumurtalarla gü…
…
continue reading