Savaş-barış gazeteciliği: Türk medyasının savaş cinneti ve 'büyük karartma' - Yavuz Baydar

29:03
 
Paylaş
 

Manage episode 244340194 series 2497729
Ahval tarafından hazırlanmış olup, Player FM ve topluluğumuz tarafından keşfedilmiştir. Telif hakkı Player FM'e değil, yayıncıya ait olup; yayın direkt olarak onların sunucularından gelmektedir. Abone Ol'a basarak Player FM'den takip edebilir ya da URL'yi diğer podcast uygulamalarına kopyalarak devam edebilirsiniz.
Türkiye, aylardır planladığı Suriye’nin kuzeydoğusuna yönelik “Barış Pınarı Harekâtı” adını verdiği saldırıyı başlattı.
Yüzde 90’ı iktidarın kontrolü altına girmiş Türkiye medyası ise bir kez daha “bağımsızlık” sınavında kalmaya devam ediyor ve devletin sesi gibi yayınları ile tek taraflı içerikler sunuyorlar.
Kendini merkez medya ya da muhalif basın olarak tanımlayan gazete ve televizyonlar da otosansür uygulayarak savaşın tüm taraflarını yansıtmaktan geri duruyor.
Ahval Genel Yayın Yönetmeni Yavuz Baydar ile AhvalPod Nar’da savaş zamanlarında gazetecilik ve Türkiye medyasının hâlihazırdaki durumunu konuştuk.
Baydar, ortada bir savaş olduğunu ve Türkiye’nin başka bir ülkenin topraklarına tartışmalı bir uluslararası gerekçe ile girdiğine vurgu yapıyor ve ekliyor:
“Bir anlamda dünyanın önemli bir kesiminin “istila hareketi” olarak tanımlamasına yol açtı.”
Türkiye medyasında uzun yıllardır savaş ve barış gazeteciliği tanımlarının doğru tanımlanmadığına dikkat çeken Baydar, ortaya konan gazeteciliğin hangi noktalarda doğru, hangi noktalarda aktivizme kaydığını dünyadan örnekleriyle anlatıyor:
“Burada ordu birliklerinin yanında gidip eleştirel pozisyonunu bozmadan bilgi toplayarak halkı bilgilendiren muhabirlerin yaptığı iş de gazetecilik mesleği açısından doğrudur. Karşısında yerel halkla temas kurup onların seslerini duyuran gazetecilerin yaptığı da doğrudur ama bizde bu maalesef yamuk bir şekilde teorik olarak tartışılmıştır.”
Baydar, Türkiye’de medyanın Saray’ın boyunduruğu altına girdiğini ve büyük ölçüde savaş çığırtkanlığına soyunduğunu kaydediyor.
Türkiye’de milliyetçiliğin gazeteciliği zehirlediğini ancak bugün gelinen noktada 1974’ten beri görülmemiş dozda olduğunu ifade eden Baydar, “Savaş-barış gazeteciliği meselesini teoride değil de pratikte yeniden değerlendirmek gerek” diye konuşuyor.
Öte yandan Baydar, Demirören Grubu’na geçtikten sonra yandaş bir yayın çizgisine bürünen CNN Türk’ün Suriye savaşındaki “rezil yayıncılığını” da değerlendirdi.
CNN Türk, İngiltere'de İşçi Partisi üyesi siyah parlamenter David Lammy'nin saldırıya tepki gösteren paylaşımı için “Kara propagandaya alet oluyor” şeklindeki haberi tepki çekti.
İngiliz vekilin fotoğrafını da karartarak kullanan CNN Türk’e “Rezil bir ırkçılık bu” tepkisi yöneltildi.
Baydar, CNN Türk’e yerleştirilen kadronun artık tamamen yukarıdan gelen emirle yayıncılık yaptığının altını çiziyor ve şöyle devam ediyor:
“Bunların gazetecilikle ilgisi olmadığı gibi mesleğimizin onurunu ve şerefini karalayan bir grup bunlar. Sadece CNN Türk’te değil, o yüzde 93 içerisindeki medya gruplarında da yuvalanmış gruplar. İktidara hizmet eden misyoner bunlar.”
Amerikan Foxnews’in “CNN International’ın yayın çizgisiyle bağdaşmıyor” eleştirisini hatırlatan Baydar, işin perde arkasında ekonomik sebepler olduğunu ancak CNN Türk’ün bu şekilde devam etmesi durumunda CNN International’ın devreye girmesi kaçınılmaz hâle gelebileceğini belirtiyor.
İşin diğer tarafında bazı gazetecilerin bölgede kendilerini “canlı kalkan” olarak ilan ettiklerini ifade eden Baydar, “Burada aktivizm devreye giriyor. Hem canlı kalkan hem gazeteci olunmaz. Irak’taki savaşta da bazı Kürt meslektaşlarımız buna soyunmuştu” diyor ve bunun da bir nevi propagandizme girdiğini vurguluyor.

31 bölüm