Kocaman iki tane cinayet!.. | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

7:25
 
Paylaş
 

Manage episode 334524569 series 2825459
Hizmetten tarafından hazırlanmış olup, Player FM ve topluluğumuz tarafından keşfedilmiştir. Telif hakkı Player FM'e değil, yayıncıya ait olup; yayın direkt olarak onların sunucularından gelmektedir. Abone Ol'a basarak Player FM'den takip edebilir ya da URL'yi diğer podcast uygulamalarına kopyalarak devam edebilirsiniz.
Bu video 05/02/2017 tarihinde yayınlanan "MAHPUSLAR, MAZLUMLAR, MUHÂCİRLER VE HİMMET" isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamtel... Civanmert Anadolu insanı alın teriyle dünyanın yüz yetmiş ülkesinde Hizmet müesseseleri yaptı ama şimdi her biri katillerin gördüğü muameleyi görüyor, zalimler tarafından!.. Kıtmîr, o ilk dönemlerde -arkadaşlar o meseleyi Kıtmîr’den daha iyi edâ edecekleri güne kadar- o himmet toplantılarının hepsinde bulunmaya çalışıyordum. Şu yarım yamalak ifade tarzımla “Himmet”in ne demek olduğunu, işte o biraz evvel arz ettiğim Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in himmet sistemi esasına dayandırarak anlatmaya çalışıyordum. Bir yerde -zannediyorum- böyle tam gönlüme göre bir coşma, bir heyecanlanma olmadı. İlk zamanlardı… İnsanlar bilmiyorlardı. “Bir yurt yapalım, fakir-fukara çocukları alalım, yedirelim, içirelim, onlara bakalım orada!..” demiştim. Aslında, çocukluğumda kendi kendime söz vermiştim. Çünkü ben, kulübede kalarak derslerime devam ettim. Selçuklu döneminde yapılmış, sonra yıkılıp harabeye dönmüş bir caminin ön tarafında, mihrap girişinde, kendi elimle bir duvar yaparak orada iki arkadaşımla beraber kaldım. Bazen yiyecek bulamadık. Üç gün, dört gün bir ekmek bile bulamadığımı hatırlıyorum. Sonra fırından bir ekmek aldığım zaman, öyle acıkmıştım ki, dershaneye gelinceye kadar ekmeğin yarısını yolda yedim. Talebeliğim böyle sıkıntı içinde geçti. Hatta o sıkıntı içinde geçen talebeliğimden dolayı, bazı fakirlerin hallerinden şikâyetlerini bir televizyon programında görünce çok şaşırmıştım. Muhabir, evlerine gitmiş, orada bir sofrada oturuyorlar. “Biraz zeytin var, bir tane yumurta var, ekmek var, peynir var, bir de filan… İşte böyle fakirâne yaşıyorlar.” Hiç unutmam, birden bire ağzımdan kaçırdım, “Gözünüze, dizinize dursun!” Biz bazen peynir değil, ekmeği bile bulamıyorduk!.. Evet, çocukluğumda kendi kendime, Cenâb-ı Hak bir gün, hangi yollarla imkân verirse, talebeleri bir yerde toplamak suretiyle, hem rahat yatıp-kalkmalarını, hem de bedava yiyip-içmelerini temin edeceğime söz vermiştim. “Cenâb-ı Hak onu nasip etsin!” demiştim. Ve gün geldi, Allah onu nasip etti. Değişik yurtlar yapıldı, pansiyonlar yapıldı, evler açıldı. Anadolu insanı yaptı. “Şirk”i ve “tevhid”i bilmeyenler, onu (Hizmet’i) bir şahsa mal etmek suretiyle evvela şirke girdiler. Sonra da ona mal etmek suretiyle onun hakkında kendilerini haset çağlayanına saldılar. İki hata yaptılar. Esasen, o kalbleri yumuşatan, “Allah” idi (celle celâluhu). O umum seferberliği temin buyuran, meşîet-i İlahiye idi, Rahmet-i İlahiye idi. O işin önünde şöyle-böyle bir şeyler söyleyen insanlar, şart-ı âdî planında zavallı birer vasıtadan ibaretti. Onlar, bir, bunu bilemediler; çünkü her meselelerini şirke bağlı, esbaba bağlı götürdüklerinden dolayı, orada da onu sebep gibi gördüler. İkincisi de, ona haset ettiler, çekememezliğe düştüler; kâfirin yapmadığını yaptı, küfrün yaptırmadığını yaptırdılar. Kocaman iki tane cinayet!..

1229 bölüm