Gökhan Bacık: İslamcılara ve iktidara göre Kemalizm, Osmanlı tarihinde bir sapmaydı

47:34
 
Paylaş
 

Manage episode 262363882 series 2497720
Ahval tarafından hazırlanmış olup, Player FM ve topluluğumuz tarafından keşfedilmiştir. Telif hakkı Player FM'e değil, yayıncıya ait olup; yayın direkt olarak onların sunucularından gelmektedir. Abone Ol'a basarak Player FM'den takip edebilir ya da URL'yi diğer podcast uygulamalarına kopyalarak devam edebilirsiniz.
Sabah gazetesinin 19 Mayıs sayfası, özellikle Kemalist kesimde büyük tepkiye yol açtı. Sabah, 19 Mayıs kutlamasında Mustafa Kemal Atatürk ile birlikte son Padişah Vahdettin ve Sadrazam Damat Ferit Paşa’nın fotoğraflarına da yer verdi. Resmi tarihe göre İngilizlerle işbirliği içinde Mustafa Kemal ve milli mücadeleye ihanet etmiş bu isimlerin kahraman gibi sunulması yeni bir tartışmaya yol açtı.
19 Mayıs gibi bir bayramın bir toplumsal bölünmeye yol açtığı, daha doğrusu mevcut bölünmeleri derinleştirip uzlaşmayı imkânsız hâle getirdiği bir dönemde, Türkiye’nin istikametini, ruh halini Gökhan Bacık ile konuştuk:
“Eskiden beri Türkiye’nin yakın tarihi yorumu konusunda Tanzimat’tan bu yana ciddi ayrılıklar var. Bir yandan resmi tarih yaklaşımı, diğer yandan popülist İslamcıların; Abdurrahman Dilipak gibi isimlerin yaklaşımı var. Bu yaklaşımı bütün İslamcılar benimsiyor. Bu gayet doğal, her düşüncenin kendisini meşrulaştırmanın bir yolu da geçmişi adlandırmaktır. İslamiyet’in de kendine göre bir yaklaşımı var ve geçmişi öyle anlamlandırıyor.
Resmi tarihe göre, Osmanlı işgal altındaydı… Atatürk kendi çabasıyla Samsun’a çıktı ve milli mücadeleyi başlattı, Türkiye’yi kurtardı. Bunun karşısında, tam zıddı olan İslamcı görüş var. Buna göre her şeyi yapan Vahdettin idi… Hatta İslamcı söylem, Atatürk neredeyse İngilizlerin adamıydı gibi komplocu bir yaklaşımla konuyu ele alıyor.
İkincisi şimdi İslamcılar, Türkiye’de iktidarda olduğu için bu tarihi değiştirmek istiyorlar. Bunu fark ediyoruz, mesela Atatürk kavramında yeni bir önerme var. Abdülhamid mesela, iktidar onu yeni bir biçimde tanımlamaya çalışıyor. İslamcılar her alanda olduğu gibi tarih alanında da bir strateji izlemek istiyorlar. Buna göre Kemalizm tarihin akışı içinde bir hata, bir parantez olarak görülmek ve gösterilmeye çalışılıyor. Osmanlı’dan kendilerine direk bir bağ olduğunu göstermek istiyor.
Üçüncüsü de PR. Geçen gün bir anlaşma yayımlandı, Türk toplumunun yüzde 50’den fazlası Lozan Anlaşması’nın gizli maddeleri olduğuna inanıyor. Yani şöyle düşünün, inananların yüzde 50’si Kuran’ın bazı hükümlerinin gizlendiğine inansa nasıl bir duruma girmiş oluruz. Bu dehşet verici bir şey, artık rasyonaliteden çıktığımızın göstergesi.
Milli Mücadele, İslamcılara göre Padişah’ın stratejisiydi. Padişah İngilizleri oyalarken Mustafa Kemal’e yol açtı. İki yaklaşımın da abartılı yönleri olduğu kesin."
Türkiye’de cezaevlerindeki duruma da konuştuk Bacık ile. Koronanın başta Silivri olmak üzere hızla yayılması ve başta muhalefet olmak üzere toplumun buna duyarsızlığının nedenlerini de tartıştık:
“Türkiye’de insanlar devletten korkuyor. FETÖ olayı o kadar büyüdü ki, buna girmeyecek kimse yok. Spekülatif bir örnek vereyim, kalkıp MHP lideri Bahçeli’yi kalkıp PKK’den tutuklayamazsınız ama FETÖ’den tutuklayabilirsiniz. Türkiye bu olayda toplumu öyle bir noktaya getirdi ki, Erdoğan’dan tutun Cemaat’in en zıddı isimlere kadar herkes bu sepete girebilir. Türkiye’deki herkes teorik olarak böyle suçlanabilir. En olmayacak insanlar suçlanabilir.
Ama burada seküler muhalefeti anlamakta zorlanıyorum çünkü ortada artık bir Cemaat kalmadı… Bir kısmı tutuklu, bir kısmı yurt dışına kaçtı… Bürokraside kalmadı. Artık böyle bir yapı kalmadı. Türkiye düşman yaratmakta başarılı bir ülke ama bu kez kendini aştı gerçekten.
Bugün herkes kendi mahallesine çekilerek güvenliğini sağlamaya çalışıyor. Etnik, inanç mahalleleri var artık. Herkes kendi mahallesine gitti ve mahalle içinde başka şeylerle ilgilenmiyorlar.
Baskıcı bir iktidar karşısında gelişmekte ülke aydınının önünde üç yol var: Birincisi sürgüne gitmek, ikincisi hapse girmek, üçüncüsü de susmak. Üçüncü seçenekte ülkede baskı, zulüm yokmuş gibi yaşamak zorunda kalıyorsun. Çünkü direndiğiniz zaman başınıza gelecek olanı biliyorsunuz, günlük hayatın içine olağan dışı bir müdahale var. Bu psikoloji üçüncü dünyada yaygındır. Biliyorum ama yokmuş gibi davranıyorum.”

139 bölüm