Mevlana halka açık
[search 0]
×
Bulabildiğimiz en iyi Mevlana podcast'ler (ağustos 2020 güncellendi)
Bulabildiğimiz en iyi Mevlana podcast'ler
Ağustos 2020 güncellendi
Milyonlarca Player FM kullanıcısına katılın ve haberlerini ne zaman isterseniz, hatta çevirim dışı olsanız bile alın. Ödün vermeyen ücretsiz podcast uygulaması ile daha akıllı podcast deneyimi. Hadi dinleyelim!
En sevdiğin şovları internet üzerinden yönetmek ve Adroid ve iOS uygulamalarımızda çevirim dışı dinlemek için dünyanın en iyi podcast uygulamasına katılın. Ücretsiz ve kolay!
More
show episodes
 
(Herkese Lâzım Olan Îmân) kitâbı dört kısımdan meydâna gelmişdir.I. kısım; Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin (İ’tikâdnâme) kitâbının tercemesidir. (Hadîs-i Cibrîl) adı verilen; islâmın beş şartını ve îmânın altı şartını anlatan bir hadîs-i şerîfin açıklamasıdır. Ayrıca Şerefüddîn Yahyâ Münîrinin iki mektûbu, Allahü teâlâ vardır, birdir, konuları vardır.II. kısım; (Müslimânlık ve Hıristiyanlık) kitâbıdır. Burada Peygamberler, kitâblar, dinler, (Yehûdîlik, hıristiyanlık ve islâmiyyet) hakk ...
 
Bu kitâb, derin âlim ve büyük velî Mevlânâ Abdürrahmân Câmî hazretlerinin, “ŞEVÂHİD-ÜN NÜBÜVVE Lİ-TAKVİYET-İ EHLİL-FÜTÜVVE” adlı kitâbının tercümesidir. Kitâbda, bir mukaddime, yedi bölüm, bir hâtime vardır:1) Mukaddime: Nebî ve mürsel kelimelerinin ma’nâlarını ve bunlara bağlı şeyleri açıklamakdadır.2) Birinci bölüm: Resûlullahın “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” doğumundan evvel, Peygamberliğine delîl olan alâmetler hakkındadır.3) İkinci bölüm: Resûlullahın “sallallahü teâlâ aleyhi ve se ...
 
Loading …
show series
 
Ebû’l-Leys Semerkandî (rh.a.) Hazretleri şöyle buyurdular: “Sana bir kimse gelip “filan kimse senin hakkında şöyle dedi veya yaptı.” diye bir haber getirirse şu altı şeye dikkat etmen gerekir: 1. Onu hemen tasdik etme. Zîrâ koğuculuk (laf götürüp getirme) yapan kimsenin şâhitliği makbul değildir. Nitekim Allâhü Te‘âlâ: “Ey îmân edenler! Eğer size b…
 
Lisânın afetlerinden bir tanesi de yabancı genç bir kadınla konuşmaktır. Bu ihtiyaç olmaksızın caiz değildir. Çünkü bu tür konuşma fitneye açık bir olaydır. Eğer şehâdet, alışveriş ve tebliğ gibi bir hacet ile olursa bu caizdir. Hatta aksıran bir kadına dahi cevap teşkil eden duâda bulunulmaz. Ona ne selâm verir, ne de kadın ona selam verdiği zaman…
 
Ashab (r.a.e.)’den İrbaz b. Sâriye (r.a.) der ki: “Resûlullâh (s.a.v.) bir gün sabah namazından sonra bize beliğ bir meviza irad buyurdu. Bu mevizadan gözler yaşardı, kalpler ürperdi. “Bu, bir vedalaşma vaazına benziyor! Öyle ise yâ Rasûlallâh! Bize neyi tavsiye buyurursun?” diye sorduk. Resûlullâh (s.a.v.): “Ben sizi gecesi gündüzü gibi aydın olan…
 
Muhabbeti temin eden sıfatlar çok kıymetli olduğu için, kendisiyle muhabbet kurulup huzur bulunacak kimseler de çok azdır. Bu sıfatlar yedi tane olup şunlardır: İlim, akıl, edep, güzel ahlâk, cömertlik, temiz kalp ve tevazû. Bunların bir kısmı olmayınca, insan mükemmel şekilde dostluk yapılacak kimse bulamaz. Çünkü bunların zıddı olan sıfatlar, büt…
 
Sohbet ve ders meclisine girildiğinde, Kur’ân okuyana, abdest alana, namaz kılana, helâda olana, o anda haram ve mekruh işleyene, duâ ve zikirle meşgul olana ve fitne korkusu varsa kadınların erkeklere, erkeklerinde kadınlara selâm vermesi uygun değildir. Bu hallerde verilen selâma cevap vermek farz (veya vacip) değildir. (Reddü’l-Muhtar) Bir cemaa…
 
“Avrupa’da ancak bazılarının çok uzun gayret ve çabalarla edinebildikleri nezaket ve tavır inceliklerine, ictimai sınıf ve yaşa bağlı olmaksızın, her Türk’te rastlarız. O kadar dürüst ve namusludurlar ki, başka türlü olunabileceğini düşünemediklerinden ve herkesi gibi sandıklarından daima aldatılırlar. Garanville Murray, 1878. Türk soyundan gelenle…
 
Kurbân bayramının arefe gününün sabah namâzından i‘tibâren bayramın dördüncü gününün ikindi namâzına kadar (ikindi dahil) yirmi üç vakit farz namâzlardan sonra bir def‘a: “Allâhü ekber, Allâhü ekber, Lâilâhe illâ’llâhu va’llâhu ekber, Allâhü ekber ve li’llâhi’l hamd.” diye tekbîr alınır ki, buna (teşrîk tekbîri) denir. Teşrîk tekbîrleri, âlimlerin …
 
Nesâi ve diğerlerinin bildirdiği sahih hadîste Nebî (s.a.v.): “Umarım ki, Arefe günü tutulan oruç, iki senelik günâha keffâret olur; biri geçmiş, diğeri gelecek senenin günâhlarıdır.” buyurmuştur. Beyhâki’de: “Arefe gününün orucu, bin gün oruca eşittir.” hadîs-i şerîfi yer alır. İmâm Hibbetullah’ın Saîd bin Müseyyeb’den onun da Ebû Hüreyre (r.a.)’d…
 
Selef büyüklerinden birinin âdeti, bir koyunun değerini fakirlere sadaka vermekti. Madem ki, kurban bana vâcib değil, niçin bir hayvanın canına kıyayım derdi. Rü’yâda, kıyâmeti gördü. İnsanlar bineklerine binmiş, melekler onları Cennete götürüyor, kendisi ise yaya olarak gidiyordu. Sebebini sordu. Bu binekler, dünyada kesilen kurbanlardır, dediler.…
 
Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Anaya babaya iyilik etmek, (nafile) namazdan, oruçtan, hac ve umreden, Allâhü Te’âlâ’nın yolunda cihattan daha efdaldir.” Mü’min, sesini ana-babasının seslerinin üstünde yükseltmez, onlarla yüksek bir şekilde konuşmaz. Onlara dinde mubâh olan şeyde itaat eder. Ananın hakkı babanın hakkından daha büyüktür. O halde …
 
Hz. Alî (r.a.)’in şöyle dediği anlatılır: “Resûlullâh (s.a.v.) ile Allâh (c.c.)’un Beyt-i Haram’ını tavaf ediyordum. Şöyle dedim: “Anam, babam sana feda olsun yâ Resûlallâh! Bu Beyt nedir?“ Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Yâ Ali, Allâhü Te’âlâ bu Beyt’i ümmetimin günâhlarına keffaret olsun diye bu dünyada kurdu.” Tekrar sordum: “Anam, babam sana feda…
 
Parklar, çay bahçeleri, lokantalar, tiyatrolar, tramvaylar ve vapurlarda hanımlar ile erkekler karı-koca bile olsalar ayrı ayrı otururlardı. Arada gerekirse çocuklar veya âmâ yaşlı bekçiler haber götürüp getirirdi. Tiyatrolarda, kadınlar için ayrı seanslar tertiplenirdi. Tramvaylarda evvelce hanımlara mahsus vagon vardı. Sonra masraf sebebiyle çuha…
 
Eskiden tramvaylarda, vapurlarda, tiyatrolarda, çay bahçelerinde hanımlara mahsus kısım bulunurdu. Erkekler buraya ayak basamazdı. Müslüman âleminde evler, harem ve selâmlık olmak üzere iki kısımdan teşekkül ederdi. Selâmlık, evin erkeğinin, erkek misafirleri kabul ettiği yerdir. Buraya hanımlar girmez. Harem ise hanımların yaşadığı, sadece evin er…
 
İyiliği emredip kötülükten alıkoymak farzdır. Özürsüz onu bırakan Yüce Allâh (c.c.)’a karşı gelmiş olur. Yüce Allâh (c.c.) buyuruyor ki: “İçinizden sizi hayır yapmaya çağıracak iyiliği emreden ve kötülükten alıkoyan bir topluluk bulunsun.” (Al-i İmran s. 104) Bu Âyet-i Celile iyiliği emredip, kötülükten alıkoymanın (emr-i maruf; nehy-i münkerin) fa…
 
Tergîb-i Hamîdî’de geçtiğine göre bu günlerde şu duâlar yapılabilir: 1- Lâ ilâhe illâllahü vahdehû lâ şerike leh lehül mülkü ve lehül hamdü yuhyî ve yümît ve hüve hayyün lâ yemût bi-yedihil hayr ve hüve alâ külli şey’in kadir. 2- Eşhedü en lâ ilâhe illâllahü vahdehu lâ şerîkeleh ilâhen vâhiden sameden lem yettehız sâhıbeten ve lâ veledâ. 3- Eşhedü …
 
Hz. Âişe-i Sıddîka (r.anhâ) vâlidemiz, rivâyet ettikleri hadîste, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in şöyle müjde verdiklerini haber veriyorlar: “Zilhicce’nin ilk on gününün gecelerinden birini ihyâ etmesi, o kimsenin bir seneyi hacc ve umre ibâdetiyle ihyâ etmesi gibidir. Bu (dokuz) günlerden bir gün oruç tutması, senenin öbür vakitlerinde ibâdetle me…
 
Resûlullâh (s.a.v.)’in aklı, fehmi, ma’rifeti ve ilmi hiç kimseye nasîp olmayacak derecede çok fazla idi. Bunun en açık delîli, ümmî iken ve hiç kimseden bir şey öğrenmediği hâlde, işleri, hâlleri, tavırları, sözleri, ahlâkı, ilmi ve fazîleti o derecede idi ki, hiç kimsenin aklı ve ilmi ona ulaşamazdı. Tevrât’da, İncîl’de ve diğer ilâhî kitâplarda,…
 
Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Cennet, cömertlerin evidir. Cömert olan günahkâr genç; cimri olan âbîd ihtiyardan Allâh (c.c.) için daha sevimlidir.” Yine Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allâh (c.c.), kendisine bol ihsânda bulunduğu hâlde, ailesine ve kendine bolluk göstermeyen bizden değildir.” Hasan Basri (r.a.) şöyle anlatır: “Kul, bu yo…
 
“Oraya (Hacca) gitmeye bir yol (imkân) bulan kimseye, Beytullah’ı haccetmesi, Allâh (c.c.)’un hakkı (olarak o kimseye farz)dır.” Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz buyurdular ki, “Kim Allâh (c.c.) rızası için hacceder de hac esnasında kötü söz ve davranışlardan sakınır ve günâhlara sapmazsa, anasından doğduğu gün gibi tertemiz olarak döner.” Ölmüş olan …
 
Dünya işlerinde korkuya kapılmak kalp afetlerinden sayılmıştır. Dünya işlerinde korkuya kapılmak ile anlatılmak istenen ise meselâ gelecekte kendisine dünyevî bir kötülük dokunur korkusuyla kalpte bir kuşkunun doğmasıdır. Bu korku; üzüntüden, istikbâl endişesinden daha başkadır. Korkaklık gibi de değildir. Çünkü korkaklık, gazâp noksanlığını ifade …
 
Efendimiz (s.a.v.)’in bizlere emanet ettiği emir ve vasiyetlerinden biri de; ezân okuyan kişinin ezânına, sünnete göre icâbet edilmesi lüzûmudur. Başka ve boş şeylerle, mânâsız hareket ve sözlerle kendimizi oyalamayarak, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in getirmiş olduğu sünnete karşı bir terbiye ve edep dairesinde müezzinin söylediklerini söylemeliyi…
 
Organlar üzerindeki tasarruf yetkisi yalnızca Allâh (c.c.)’a aittir. Organ nakli Allâh (c.c.)’un haklarından bir hakta, O’nun izni ya da emri olmaksızın tasarrufta bulunmak olduğundan haramdır. Allâh (c.c.) insanlara bedenlerinin mülkiyetini, onların bir kısmından ferâğat etme, satma-zarar verme gibi hakları vermemiş, üstelik bu fiilleri haram da k…
 
Mâlik b. Dinar (rh.a.) şöyle der: “Bir kimse, özünde korku alâmetini ve ümit nişanını görürse, sağlam bir işe tutunmuş olur. Korku alâmeti, Allâh (c.c.)’un yasak ettiği şeyleri bırakmaktır. Ümit alâmeti ise Allâh (c.c.)’un emrine göre davranmaktır. Allâh (c.c.) korkusunun alâmeti yedi şeyde belli olur: 1. Dilde belli olur. Bu durumda insan, dilini …
 
Eğer mü’min olsalardı Allâhü Te’âlâ diğer milletlerin onların üzerinde herhangi bir hakimiyet kurmalarına izin vermezdi. Bunun delili Allâhü Te’âlâ’nın şu âyetidir: “Allâh (c.c.) kâfirlerin mü’minlere galip gelmesine asla imkân vermez.” (Nisâ s. 141) Eğer mü’min olsalardı Allâhü Te’âlâ onları bu hor ve hakir durumda bırakmazdı. Bunun delili Allâhü …
 
Mısırlı âlim Şeyh Şa’ravi (r.aleyh) şöyle der: “Ben ABD’de San Francisco’da iken bir müsteşrik bana sordu: “Sizin Kur’ân-ı Kerîm’inizde bulunan şeylerin tamamı doğru mu?” Cevap verdim: “Kesinlikle evet.” Tekrar sordu: “O halde Allâh (c.c.) niçin kâfirlerin müminlere galip gelmesine imkân veriyor? Hâlbuki Kur’ân diyor ki: “Allâh (c.c.) kâfirlerin mü…
 
Resûlullâh (s.a.v.)’in Allâh (c.c.) adına verdiğinde ve Allâh (c.c.) için engellemede bulunduğunda, istekte bulunanların ihtiyâçlarını Allâh (c.c.)’un lûtfuyla verdiğinde, dara düşmüşlerin sıkıntılarını Allâh (c.c.)’un yardımı ile açtığında, Allâh (c.c.)’un şefaatçi kılması sebebiyle dilediğine şefaat edip istediğini cennete koyacağında kim şek ve …
 
Ma‘ruf, Allâhü Te’âlâ’nın razı olduğu, münker ise razı olmadığı söz ve hareketlerdir. İnsanlar marufu (iyiliği) emir ve tavsiye etmek vazifesini terk ederlerse helâk olurlar. Allâhü Te’âlâ böylelerinin duâlarını kabul etmez. Bereketi, iyiliği ve kurtuluşu onlardan kaldırır. Âişe (r.anhâ), Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurduğunu naklediyor: “İçinde…
 
Yusuf b. Esbât (rh.a)’e, “Kur’ân’ı hatmettiğinde nasıl duâ edersin?” diye soruldu. Şu cevabı verdi: “Nasıl duâ edeyim ki, okuyuşumdaki eksiklerimden dolayı yüz defa istiğfarda bulunuyorum.” Bil ki kulun, Kur’ân kıraatında elde edeceği şey, Kur’ân’a gereken hürmeti yapmasına, onu anlamasına, ondaki müşahadesine ve onunla amel etmesine göre olur. Çün…
 
Osmanlı düzeninde hemen tevzî edilmeyen adâlet, adâletsizlik sayılır. Osmanlı adâletinin bu husûstaki şöhreti ise, cihanşümûldür. 2 veyâ 3 celse nâdirdir, ekseri davâlar bir celsede hükme bağlanır. Birkaç bin hâkimle, akıl almaz genişlikte bir devletin nasıl bu derecede süratli icrâ-yı adâlet edebiliyordu. Akla gelmesi muhtemel bu sorunun cevâbı şu…
 
Dînimiz, kadın-erkek bütün insanların yaratılışta eşit olduğunu ilan ederek; kadını, insanlık şeref ve haysiyetine, gerçek benliğine ve kişiliğine kavuşturmuştur. Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulur: “Ey insanlar! Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık. Sizi, sırf birbirinizle tanışmanız için büyük büyük cemiyetlere, küçük küçük kabilelere ayırdı…
 
Bir gün Resûlullâh (s.a.v.) namaz kılarlarken bir kimse, sabah namazında iftitâh (başlangıç) tekbirine yetişemedi, gitti bir köle azâd etti, gelip Resûlullâh (s.a.v.)’e sordu. “Yâ Resûlallâh! Ben bugün iftitâh tekbirine yetişemedim, bir köle azâd ettim, acaba iftitâh tekbirinin sevâbına nail olabildim mi?” Resûlullâh (s.a.v.), Hz. Ebû Bekir (r.a.)’…
 
Hz. Hüseyin (r.a.) der ki: “Babam dedi ki; Peygamber (s.a.v.)’in huzuruna girenler, talip olarak girerler, en büyük ilim zevkini tatmış ve yol gösterici oldukları halde çıkarlardı. Kendisinin her işi itidal üzere idi, ihtilafsızdı. Gaflete düşerler endişesiyle, Müslümanları uyarmaktan geri durmazdı. Her hali mutad idi. İbâdet ve taat için kendisind…
 
Hz. Hüseyin (r.a.) der ki: “Peygamber (s.a.v.) ev içindeki meşgalesini babam (Alî b. Ebû Talib)’den sordum. Babam: “Peygamber (s.a.v.), evine girişinden itibaren vaktini Allâh (c.c.)’a ibâdete, ev halkının işlerine ve kendi işlerine ait olmak üzere üçe ayırmıştı. Şahsına ayırdığı vakti de kendisiyle insanlar arasında bölüştürmüştü. O vakitte yanına…
 
Ömer b. Abdülaziz (r.a.), Kabe’nin faziletine dair Allâhü Te’âlâ’nın, Mûsâ (a.s.)’a vahyini şöyle anlattı: Mûsâ (a.s.) sordu: “İlahi, hac nedir?” Allâhü Te’âlâ buyurdu: “Hac, beytimi ziyaret etmektir ki, onu bütün beytlere tercih ettim. Hürmet edilen bir yerdir ki, Halilim İbrahim onu öyle yaptı. Yeryüzünün her yanından ona gelirler. Tehlil ederek …
 
Allâhü Te’âlâ buyurmuştur ki: “Gerçekten Allâh katında sizin en üstün ve şerefli olanınız, O’na karşı en takvâlı olanınızdır.” (Hucurât s. 13) Takvânın hakikati, Allâh (c.c.)’un itaati ile O (c.c.)’un azabından korunmaktır. Takvânın aslı ise ilk olarak şirkten sakınmaktır. Ondan sonra günâh ve kötü işlerden sakınmaktır. Daha sonra şüpheli şeylerden…
 
Hanefî, Şafiî, Malikî, Hanbelî mezhebleri itikad ve inanç esaslarında aralarında fark olmayıp sadece amelde, fıkhi hükümlerde ayrılmışlardır. Ehl-i sünnet ve’l-cemaat itikadında olan Müslümanlar tarih boyunca aynı inanç esasları üzere beraber yaşamışlar ve amel etmişlerdir. Kurdukları devletler de Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in Ashâbı (r.a.e.) ile…
 
İskilip’in Tophane köyünde doğdu. Babası, İmamoğullarından Mehmed Ali Ağa, annesi Nazlı Hanım’dır. İlk dinî bilgileri köyündeki hocalardan aldı. İskilip’te müderrislik yapan Hoca Abdullah Efendi’den bir süre ders okuduktan sonra ilim tahsili amacıyla İstanbul’a gitti. 1902’de medrese tahsilini bitirdi ve aynı yıl açılan ruûs imtihanına girerek “İst…
 
Beş vakit namazın edası farz olduğu gibi kazası da farzdır. Vaktinde kılmağa edâ, vaktinden sonra kılmağa kaza denir. Edâ nasıl tertipli (sıralı) ise kaza da tertipli olur. Geçmiş namaza “fâite” ve vakit namazına “vaktiye” denilip bunlar arasındaki tertibe dahi riayet etmek gerekir. Geçmiş namazları çok olan kimse için onları belirterek kaza etmesi…
 
İbn Hazm ve ona uyan Zâhiriler, ilimden yalnızca şu sözü ezberlemişlerdir: “Allâh Resûlü (s.a.v.)’in sözü dışında kimsenin sözü huccet ve delil değildir.” Bu söz kendi mânâsıyla doğrudur. Fakat bunlar ondan batıl bir mana kasdetmişlerdir. Evet teşrî ve tesis (hüküm koyma ve icra etme) cihetiyle huccet ve delil Allâhü Te‘âlâ’nın ve O’nun Resûlü (s.a…
 
Saçı uzatıp, sağına soluna ayırmak sünnettir. Çünkü Peygamber (s.a.v.) Efendimiz saçlarını ayırdı ve Ashâbı (r.a.e.)’e de böyle emreyledi. Bunun böyle olduğunu Ashâb-ı Kiram (r.a.e.)’den yirmiden fazlası bildirdi. Başın bir kısmını traş edip, bir kısmını bırakmak mekruhtur. Zira Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bunu yasak etmiştir. Yalnız tepe ve ensey…
 
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in ilmi öven ve teşvik eden sözleri kitapları dolduracak kadar çoktur. “İlim, Çin’de de olsa, alınız.”, “Beşikten mezara kadar ilim talep ediniz!”, “Yarın ölecekmiş gibi âhirete ve hiç ölmeyecekmiş gibi dünyâ işlerine çalışınız.”, “Bilerek yapılan az bir amel, bilmeyerek yapılan çok amelden daha iyidir.”, “Şeytânın bir …
 
İmâm Kastalânî Hazretleri’nden rivâyet olundu ki: Kim, Cuma geceleri Fîl Sûresi’ni bin kere okur ve bin kere de Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Hazretleri’ne salavat okursa; o kişi Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Hazretleri’ni rü’yâda görür. (Saâdetü’d-Dareyn, 526.s.) Ayrıca kim, Fîl Sûresi’ni yazar ve üzerinde taşırsa; düşmanlara karşı büyük bir koruma …
 
Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: “Misvâk kullanmanız gerekir. Zira misvâkta on güzel şey vardır. Bunlar; ağzı temizler, Râbbi râzı eder, melekleri sevindirir, gözü parlatır, dişleri beyazlatır, diş etlerini pekleştirir, diş kirini giderir, yemeği hazmettir, balgamı keser, namaza kat kat sevâp getirir. Ayrıca ağız kokusunu güzelleştirir. Ağ…
 
Dünyanın fitneleri çok ve afakları geniştir. Fakat mallar dünya fitnelerinin en büyüğü, meşakkâtlerinin en baskını ve korkuncudur. Maldaki en büyük fitne, herkes mala muhtaç olduğundandır. Mal elde edildiği zaman, onun fitnesinden kurtuluş yoktur. Eğer mal yok olursa, küfre götürmesi pek yakın olan fakirlik meydana gelir. Eğer mal olursa sonucu zar…
 
15. Tesmiin arkasından imâm, imâma uyan ve yalnız başına kılan kimsenin Tahmîd etmesi (Rabbena leke’l-hamd demek), 16. Yalnız başına kılan kimsenin Tesmi ve Tahmîd’i gizli yapması. İmâmın Tesmii, Tekbirler gibi açıktan yapması, 17. Kıyamda iki ayağın arasını dört parmak kadar açık bulundurmak, 18. Rükû hâlinde dizlerini elleriyle tutmak, 19. Diz tu…
 
Namazda sünnet olan şeyler aşağıdaki şekilde sıralanır: 1. İftitah tekbirinde, Vitir Namazı’nın Kunut’u ve Bayram Namazı tekbirlerinde el kaldırmak (erkekler ellerini kulaklarına ve kadınlar göğüslerine paralel kaldırırlar), 2. Kaldırma esnasında eller açık ve parmaklar hâli üzre bulunmak, 3. Elin ve parmakların iç yüzünü Kıble’ye karşı bulundurmak…
 
Mü’min, Allâhü Te’âlâ’dan İslâm dininde istikamet ve günâhları için afv ve vücûdu için afiyet istemelidir. Zira dünya ni’metlerinin hepsinin üstüne afiyet ve beden sıhhâtidir demişlerdir. Allâhü Te’âlâ’dan rızâ ve tevfîk istemelidir. Bunun gibi imânın gitmesinden korkup, daima hüsn-i hatime (güzel son) istemelidir. İslâm ni’metine her zaman şükretm…
 
Âlimlerin bir kısmına göre vakit namazlarını cemaatle kılmak farz-ı ayndır. Cemaatle namazın farz olduğu görüşüne sahip olanlar Ashab’dan İbn-i Mesud ve Ebû Musa el-Eşari (r.a.e.)’dir. İmamlardan İmam Mâlik, İmam Ahmed b. Hanbel ve İmam Ebû Mansûr Mâtürîdî’ye göre de cemaat farzdır. Farz-ı ayn olduğunu söyleyen âlimlere göre, özürsüz tek başına nam…
 
Ebussuud Efendi’nin Marûzât’ında zikredilmiştir ki, Ebussuud Efendi’ye “Şeyh Muhyiddîn İbnü’l-Arabî’nin “Füsûsu’lHikem” isimli eserindeki bazı sözleri şerî‘ata uymamaktadır. O eseri kendinden sonra gelenleri sapıtmak için yazmıştır. Onu okuyan mülhiddir.” diyen kimsenin sözünün ma‘nâsı nedir? Ve bu kimseye ne lâzım gelir?” diye sorulmuş. Ebussuud E…
 
Loading …

Hızlı referans rehberi

Google login Twitter login Classic login