Lei halka açık
[search 0]
Daha fazla

Download the App!

show episodes
 
Loading …
show series
 
Hazır kanallar buz tutmuşken size dünyanın en uzun buz pateni yarışı olan Elfstedentocht tarihi anlatıyorum. Hem de 11 dakikada! İstifa etmiş olan Başbakan Rutte’nin de dediği gibi neden Hollanda’da yaşıyoruz sorusunun cevabı adeta Elfstedentocht aşkı yani burada kışlar bir harika geçiyor dostum!
 
Podcast’im bugün bir yaşında! 🎉 Yılbaşı kutlamalarındaki havai fişek gösterilerinden Mark Rutte’nin istifasına, çocuk yardımı skandalından, göçmenlere güvensizliğe ve dolayısıyla zenofobiye, Tinder’dan tanışma kanıtlarına kadar detaylı oturma izni başvuruları olmak üzere yine nonstop konuşuyorum. Sürpriz yeni podcast projesini de hafiften çıtlatıyo…
 
KLM’in kuruluşu, Audrey Hepburn, İkinci Dünya Savaşı, Rotterdam’ın bombalanışı, Anne Frank’ın günlüğü, Hollanda direniş hareketi ve evde saklanan Yahudiler, Avrupa Birliği’nin temelleri, Johan Cruijff, Turks Fruit filmi ve Rutger Hauer, LGBT evlilik hakkı ve yeni kral Willem-Alexander...
 
Yine bir Hollanda tarihi dersiyle karşınızdayım: Willem de Zwijger, Mayflower Gemisi, cumhuriyetin ilanı, Napolyon’un işgali ve krallığa geçiş, Transatlantik köle ticareti üzerine Hollanda’nın kolonileşmesi ve Max Havelaar kitabının Hollanda kolonilerinin kötü yönetimi eleştirisi.
 
Hollanda tarihinin en civcivli dönemini anlatıyorum: Altın Çağ! Birleşik Hollanda Cumhuriyeti, Doğu ve Batı Hindistan Şirketleri, Amsterdam Borsası, Atlantik köle ticareti… Köle ticareti açısından evlere şenlik bir tarihleri olduğu için bu bölüm bol eleştirili efendim, beklerim! Lubach ft. Fresku – Canon: https://youtu.be/yA40QEzFdko Achtentachtig …
 
Bu bölümde hızlandırılmış bir Orta Çağ Hollandası tarif ediyorum: “Hebban olla vogala” ile başlayan ilk Hollandaca yazı kalıntısı (“Tüm kuşlar yuvasını kurdu, senle ben hariç, biz neyi bekliyoruz?”), feodalite ve soyluların otorite çekişmesi, ‘s-Hertogenbosch ve Amsterdam’ın şehirleşmesi, yorgancılık, balığı tuzla saklama icadı ve denizcilik, Kalvi…
 
17. mektupta biraz Orta Çağ tarihinden, yeni sıkı pandemi önlemlerinden, romantik sonbahar yürüyüşlerinden, toffee nut latte özlemimden, genel olarak kariyer değerlendirmesinden ve de pandemi sürecinde evden çalışmanın olmazsa olmazı Zoom toplantılarının yorgunluğundan bahsediyorum.
 
Yeni kapak tasarımı, yeni trailer ve yeni anlatı tarzıyla Leiden Mektupları'nın ikinci sezonuna hoş geldiniz! 15. bölümde soru üzerine yogaya nasıl başladığımdan, güneşi değil de klimayı selamlamaktan, ehliyet sınavını yine geçemememden ve de Hollandalıların iş kültüründeki patavatsızlıklarından bahsediyorum.…
 
Leiden'dan mektubunuz var! Her bölümde bir aşk göçmeninin Hollanda'ya yerleşim gözlemlerini dinleyebilirsiniz. Dümdüz bir ülke, kanallar, bisikletler, ilişkiler, eğitim ve iş bulma çabaları... Bana Twitter’dan @leidenmektuplar veya Instagram’da @aysemeisje hesaplarından ulaşabilirsiniz.
 
Kısa bir sezonlar arası güncelleme bölümü hazırladım. Mektuplar bittiği için bundan sonra nasıl bir yol izleyeceğimi anlatıyorum. Biraz dinleyicilerden gelen soruları cevaplıyorum, biraz özeleştiri yapıyorum, biraz da Hollanda’dan bahsederken kullanacağım kaynak kitapları açıklıyorum. Leiden Mektupları’nın ikinci sezonu yakında başlamak üzere, bekl…
 
13’ün uğursuzluğu Leiden mektupları zincirini de etkilemiş. Bir daha mektup yazmamışım. Bu son mektupta da bir master öğrencisinin göçebe yaşamını ve kütüphaneyi evi zannetmesini anlatıyorum. Üstüne de hayatta dengeyi bulma çabasına değiniyorum. Birçok kolu olan Buddha’nın ellerindeki işleri yaparken nasıl dengede kaldığına olan hayranlığımın bir y…
 
Bölümler arasında okuduğum en romantik mektup bu olmalı. Yağmurlu bir Leiden akşamüstünde bir cafede oturmuş kedi seviyorum. Attila İlhan'dan alıntılar yapıyorum. Mektup yazmayı ve beraberindeki tüm detayları yaşıyorum. Üstüne Türkiye ve Hollanda arasında bu podcast aracılığıyla bir köprü inşa etmeye çalıştığımı anlatıyorum.…
 
Kendimi aşarak 53 dakika yaptığım bu bölümde Leiden tarihinden tutun bisikletin bir parçamız oluşuna, apaçilik kavramından üniversite giriş sınavının saçmalığına uzanan geniş bir yelpazede 3 Ekim 2012 tarihli mektubumun bende uyandırdığı izlenimleri aktarmaya çalışıyorum.
 
Güneşin zor bulunduğu Hollanda! Evet hala aynı şey geçerli! Güneş çıktı mı kaçırmamak gerekiyor. Aşırı planlı yaşayan bu insanlar güneşli havayı görünce her şeyden vazgeçip dışarı bira içmeye çıkarlar. Yani korona öncesi dönemden bahsediyorum tabii. Şimdi de bahçelerine balkonlarına çıkıyorlardır. Yoksa D vitamini eksikliği çekerler zaten.…
 
Neyse zaten bu korona günlerinde trenlere sövmenin hiçbir anlamı yok. Evlere mıhlandık iki haftadır. Tabi size biraz da Hollanda’da bugünlerde korona virüsü sebepli neler yaşanıyor onları anlatayım... Türkiye’de de aynı şekilde aslında mecbur olmadıkça hiç kimsenin, bakın altını çiziyorum hiç kimsenin dışarıda dolaşmaması gerekiyor. Siz siz olun ve…
 
“Laf atarcasına bağıra çağıra şarkı söyleyen adamlar” tamlamasına takıldım. Sonra utanıp başımı defterden kaldırmamam. Ya duymamış gibi yapmak ya da dikkat çekmemek için yapmış olabilirim bunu. Korkmuş muyum ki acaba? Ama Hollandalılar sıcak kanlıdır böyle eğlenirler işte. Bana zarar vereceklerin değil de beni de eğlendirmek için gösterilerine deva…
 
Şehri keşfediyormuşum. Biraz avare, biraz maceraperest ve çokça da romantik. Attila İlhan şiirleri mi istersiniz, gün batımı mı, şehrin bilmediğim yollarına sapmam mı? Gençlik işte, yaş 24, ama geriye bakınca epey de yalnızmışım. O yüzden kaleme kağıda sarılmışım ya işte. Şimdi geri dönsem aynı yurdun etrafındaki sokaklarda o keman sesini duyabilir…
 
Loading …

Hızlı referans rehberi

Google login Twitter login Classic login