show episodes
 
(Kıyâmet ve Âhıret) kitâbı iki kısımdan meydâna gelmişdir.I. kısım; büyük islâm âlimi, İmâm-ı Gazâlî hazretlerinin (Dürret-ül fâhire) kitâbının (Kıyâmet ve Âhıret) hâlleri olarak tercemesidir. İnsanın ölümü, rûhun bedenden ayrılması, kabr hayâtı, kabr süâlleri, kıyâmet günü insanların hesâba çekilmesi, Cennet ve Cehenneme nasıl gidileceği, geniş olarak açıklanmakdadır. Ayrıca, İmâm-ı Gazâlî hazretlerinin (Kimyâ-i Se’âdet) kitâbından alınan (Nefs muhâsebesi) kısmında, akıllı bir müslimânın ne ...
 
Loading …
show series
 
Zeyd bin Sabit (r.a)’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: “Resûlullâh (s.a.v) Beni Neccar’a âit bir duvarın yanında, katırın üzerinde iken, birden binek koşup neredeyse Resûlullâh (s.a.v.)’i yere düşürecekti. Orada altı veya beş veya dört kabir vardı. Resûlullah (s.a.v) : “Kim bu kabirlerin sahiplerini tanır.” diye buyurdu. Bir adam “Ben bil…
 
Güzel bir müslüman, hayır işleri ve hayır işleyenleri sever. Kötülükten ve kötü işleyenlerden uzak durur. Yapılması teşvik edilen veya emredilen işlere imkânı olduğu sürece koşar. İmkânı olmayıp bu şeyleri yapamadığı zaman üzülür. Kendisini ilgilendirmeyen söz ve işleri terk eder. Zorlama ve yapmacık işlerden kaçınır. Kendisine emredilmeyen ve teşv…
 
Çocuklarımızın dünyalarını mamur etme uğruna ahiretlerini ihmâl etmememiz gerektiği konusunda Rabbimiz bizi özellikle uyarmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm, “Ailene namazı emret ve kendin de ona devam et. Senden rızık istemiyoruz. Sana da biz rızık veriyoruz. Güzel sonuç Allâh’a karşı gelmekten sakınanlarındır.” (Tâhâ s. 132) âyetiyle, kendimizin namaza dev…
 
Hz. Huzeyfe (r.a.) buyuruyor ki: “Resûl-i Ekrem (s.a.v.) bir zorlukla karşılaşınca derhâl namaza yönelirdi. (İmâm Ahmed) Namaz Allâhü Te‘âlâ’nın büyük bir râhmetidir. Her türlü zorlukta namaza yönelmek Allâhü Te’âla’nın râhmetine yönelmek demektir. Râhmet-i ilâhî insana destek ve yardımcı olduğu zaman onun hangi sıkıntısı devam edebilir ki? Resûlul…
 
Rebiü’l-evvel ayında Nebî (s.a.v.)’i öven şiirler (Mevlîd) okutmak âlimler tarafından güzel görülmüştür. Bu şiirlerden birini arz edelim: İmâm-ı ‘zam Efendimiz 53 beyitten oluşan ve Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’i meth eden ed-Dürrü’l-Meknûn isimli kasidesini, Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz’in ravzasına yüz sürdüğünü de yazmıştır. 1. Yâ Resulall…
 
Peygamberlik, elçilik, dostluk, muhabbet, seçilme (kendi tarafından), İsra, cemâlini müşahede ettirmek, kendisine yaklaştırmak ve cemalini göstermek, vahiy, şefaat, vesile, fazîlet, yüksek derece, Makâm-ı Mahmud, Burak, Mi’râc, tüm insanlığa peygamber olarak gönderilişi, tüm peygamberlere imâmlık yapması, peygamberlerle tüm milletlerarası tanıklık …
 
Osmanlı Devletinin 30. pâdişâhı olan II. Mahmud’un babası Sultan I. Abdülhamid Han’dır. II. Mahmûd Han’ın ilmi fazla olup, dînî, fennî, teknik, askerî, idârî ve sanat sahalarında kendisini çok iyi yetiştirmişti. Dindar, akıllı, zekî, çalışkan olup, gayret ve azim sâhibiydi. Şâir olup “Adlî” mahlasıyla şiir yazardı. İlim, sanat adamlarına ve eserler…
 
E‘ûzü bi’llâhi mine’ş- şeytâni’r- racîm. Bi-smi’llâhi’r- rahmâni’r- rahîm. Selâmün ‘aleyküm ketebe rabbüküm ‘alâ nefsihi’r-rah-meh. Selâmün aleyküm bi mâ-sabertüm feni‘me ‘ukbe’d-dâr. Selâmün aleykümü’dhulû’l- cennete bi mâ-küntüm ta‘me-lûn. Ve selâmün ‘aleyhi yevme vülide ve yevme yemûtü ve yevme yüb‘asü hayyen. Ve’s-selâmü ‘aleyye yevme vülidtü v…
 
Safer ayının ilk ve son çarşamba gecesi, gece yarısından sonra yeryüzüne inecek belâlardan Allâh (c.c.)’un izniyle korunmak için imsâkten önce dört rek‘at nâfile namâzı kılıp Fâtiha’dan sonra zamm-ı sûre olarak, birinci rek‘atte 17 “Kevser”; ikinci rek‘atte 5 “İhlâs”; üçüncü rek‘atte 1 “Felâk”; dördüncü rek‘atte 1 “Nâs” sûrelerini okuyup selâmdan s…
 
Hanefî Mezhebi istişâre esasına dayandırılmıştır. Ebû Hanîfe meseleleri tek tek ortaya atar, öğrencilerini dinler, kendi görüşünü söyler ve onlarla konuyu bir ay hattâ daha fazla süreyle münâkaşa ederdi. Meselenin incelenmesinde hazırlığı olan ve ictihat derecesinde bulunanlar da düşünce ve ictihatlarını söyledikten sonra, bu mesele hakkında müzâke…
 
Endülüs’te yetişen büyük astronomi ve matematik âlimi. Künyesi Ebû Muhammed olup, Avrupa’da Geber ismi ile şöhret buldu. Câbir bin Eflâh, Endülüs’te, Sevilla’da doğmuştur. On ikinci asrın ortalarında vefat ettiği tahmin edilmektedir. Câbir bin Eflâh, Batlamyus’un bâzı görüşlerini tenkîd etti. Özellikle güneşe takrîben 3 dakikalık bir ihtilâf-ı manz…
 
Fen ve bilimin olmadığı bir dönemde, asırlar sonra ancak hakikati anlaşılabilecek teşhis ve tespitlerde bulunmak elbette sıradan bir insanın yapacağı bir şey değildir. İşte Efendimiz (s.a.v.), onlarca ayrı ilim dalının kapsamına giren farklı farklı konularda sözler söylemiş, ilim dallarının inkişafıyla bu sözlerin her birinin birer mucize olduğu or…
 
Resûlullâh (s.a.v.)’in mübarek dilinin fesahati (açık ve anlamlı konuşma) hakkında şöyle buyrulmuştur: “Cenâb-ı Hakk’ın yaratıklarında ondan daha açık anlamlı, ard arda ve tatlı konuşan bir kimse yoktu. Şerefli konuşması gönülleri alırdı, ruhları kendine çekerdi. Onun dilinin fesahati öyle bir derecede idi ki, gayesine akıl ermezdi. Nasıl böyle olm…
 
Evliyâ’nın meşhûrlarından, büyük İslâm âlimi Muhammed Ma’sûm (k.s.) hazretleri hicrî ikinci bin yılının müceddidi İmâm-ı Rabbânî (k.s.) hazretlerinin üçüncü oğludur. Muhammed Ma’sûm (k.s.) Hazretleri buyurdu ki: “Günâh işleyince, hemen tövbe etmelidir. Gizli işlenen günâhın tövbesi gizli, açık işlenen günâhın tövbesi de açık olur. Tövbeyi geciktirm…
 
Sesli kıraatta yedi niyet vardır: 1. Kur’ân’ı emredildiği gibi tertil üzere, hakkını vererek okumak, 2. Kur’ân okurken sesin güzelleştirilmesi. Nitekim Resûlullâh (s.a.v.) bunu şöyle teşvik etmiştir: “Kur’ân’ı, sesleriniz ile süsleyiniz.” Başka bir defasında şöyle buyurmuştur: “Kur’ân’ı güzel makam ile okumayan bizden değildir.” Yani sesini Kur’ân …
 
Müslüman komşu haklarına riâyet etmelidir. Onlara eziyet verecek şeyler yapmamalıdır. Komşu hakkı o kadar büyüktür ki, nerdeyse komşu komşuya vâris olacak derecededir. Ana, baba ve akraba hakkı gibidir. Yalnız veraset yoktur. Bir hadîs-i şerîfte, “Bir kimse komşusuna eziyet etse, bana eziyet etmiş gibi günahkâr olur.” buyuruldu. Kokulu yemek pişiri…
 
İslam’ın kelime anlamı “teslim olmak” demektir. Oysa bizim toplumumuzda din deyince maalesef çoğu zaman sadece namaz, abdest, oruç, gibi dinin ibadetle ilgili bölümleri akla geliyor. Dinin muamele ile ilgili bölümleri ise sanki bizim keyfi seçimimize bırakılmış gibi bir algı var çoğumuzda. İbâdetleri yapmakla kendimizi dindar zannediyoruz. Meselâ, …
 
Osmanlı Devletinin 29. pâdişâhı olan IV. Mustafa’nın babası Sultan I. Abdülhamîd Hân’dır. Şehzâdeliğinde yüksek din ve fen bilgileri öğretilerek yetiştirildi. Amcası Sultan Selim Hân’ın ıslahat fikirlerine karşı çıkan bâzı devlet adamları Yeniçerileri tahrik ettiler. Netîcede Kabakçı Mustafa’nın sevk ve idâresinde ayaklanan yamaklar Selim Hân’ı tah…
 
Allâhü Te’âlâ şöyle buyurdu: “Ey îmân edenler! Allâh (c.c.)’u çok anın.” (Ahzab s. 41) Resûlullâh (s.a.v.); “Îmânınızı koruyunuz” buyurdular. Ashâb-ı Kirâm (r.a.e.): “Ey Allâh’ın Resûlü (s.a.v.)! Îmânımızı nasıl koruyalım?” diye sordular. Resûlullâh (s.a.v.): “Lâ ilâhe illallâh Kelime-i Tevhîdi’ni çok zikretmekle” buyurdu. Resûlullâh (s.a.v.): “Siz…
 
Kur’an’da şöyle buyurulur: “Biz ona iki göz, bir dil, iki dudak vermedik mi; iki apaçık yolu (hayır ve şer yollarını) göstermedik mi?” (Beled s. 8-10) Cenâb-ı Hâkk, dalâlete düşmesin diye daha ilk insan Âdem (a.s)’i peygamber olarak görevlendirerek kendisine vahiy göndermiştir. Ondan sonra da bütün zamanlarda tüm insanlığı peygambersiz ve vahiysiz …
 
Fetevâyı Hindiye’de “Hastaların namazı” babında şöyle bir kaide var: “Secde yapamayan bir hasta, rükû ve secde için aynı seviyede eğilirse, o kimsenin namazı caiz olmaz.” Rükû ve secde için aynı seviyede eğilince namaz caiz olmayınca, secde için rükûdan daha az eğilince namaz hiç caiz olmaz. Namazın caiz olması için, secde için muhakkak rükûdan dah…
 
Allâhü Te’âlâ gıybet hakkında şöyle buyurmuştur: “Bir kısmınız diğerlerinin gıybetini yapmasın. Sizden biri, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Bundan tiksindiniz değil mi? Öyleyse Allâh (c.c.)’dan korkun ve birbirinizi gıybet etmeyi (arkadan çekiştirmaeyi) terkedin.’’ Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) anlatıyor: Bir adam Hz. Peygamber (s.a.v.)’in y…
 
Geçici ve fâni şeylerden gerçek mânâda gönül çekmek, baki olan ahiretten de gönlü çekmeyi gerektirir. Çünkü kul, fâni dünyadan gönlünü çektiği halde, baki olan ahiret nimetlerinden gönlünü çekemeyebilir. Bu durumda da içinde bir rağbet ve arzu bulunmuş olur. Oysa baki olan ahiret nimetlerinden gönlünü çektiğinde, fâni olan dünyadan zaten gönlünü çe…
 
Ebû Ümâme (r.a.)’den Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Bir kimse güzel bir şekilde abdest alır, ellerini ve yüzünü yıkar, başını ve kulaklarını mesh eder ve ayaklarını yıkar, sonra farz olan bir namâzı kılarsa, Allâh (c.c.) o gün ayaklarıyla yürüyerek, elleriyle, tutarak, kulaklarıyla işiterek, gözleriyle bakarak ve kalbinden geçirerek yapmış old…
 
Rumeli’nin fethinden sonra, oralarda yerleşmek üzere Anadolu’nun Müslüman-Türk halkından âileleri ile birlikte gidenlere verilen ad. Osmanlıların Balkan Yarımadası’ndaki fetihleri netîcesinde orada yerleşmeleriyle, buradaki Yörük cemâati gruplarının sayıları artmış ve çok ehemmiyet kazanmıştı. Rumeli’nin iskânı ve Türkleştirilip, İslâm dîninin yayı…
 
Hâkk Te‘âlâ Hazretleri; “Ehli kitaptan ve müşriklerden inkârcılar, cehennem ateşindedirler. Orada ebedi olarak kalacaklardır. Onlar yaratıkların en şerlileridirler.” (Beyyine s. 6) âyeti ile kâfirlerin dünyevi hallerini beyân ettikten sonra uhrevi hallerini açıklamaktadır. Hüküm sırf ehli kitaba ait olduğu şeklinde bir şey anlaşılmaması için, nübüv…
 
Kur’ân’ı Kerîm’in Ashâb-ı Kirâm (r.a.e.) tarafından cem edilmesi, hafızlar tarafından tevatüren kuşaktan kuşağa aktarılması, farklı metinleri ona ekleme ya da ondan çıkarma gibi tahrif faaliyetlerini bütünüyle imkânsız kıldı. Kur’ân’ın lafzına müdahale etmekten aciz kalan zındıklar, anlamdan hareketle bir takım sapık tevillere tevessül ettiler. Bu …
 
“Yarılan yere yemin olsun ki.” (Tarık s. 11-12) âyet-i keriîmede geçen “sad’a” kelimesi Türkçede “çatlama, yarılma, ayrılma” anlamlarına gelmektedir. Allâh (c.c.)’un yerin yarılması üzerine yemin etmesi, Kur’ân’ın diğer bilimsel mucizelerinde olduğu gibi burada da dikkat çekici bir duruma işaret etmektedir. 1945-46 yıllarında, bilim adamları minera…
 
Bir meshin caiz olabilmesi için yedi şart gereklidir: 1. Mestler, abdest için ayaklar yıkandıktan sonra giyilmelidir. Bir özürden dolayı ayağa veya ayağın sargısına meshedilmesi de yıkama hükmündedir. Onun için böyle bir meshten sonra giyilen mestler üzerine mesh yapılabilir. 2. Mestler, topuklar dahil, ayakların her tarafını örtmüş olmalıdır. Topu…
 
E‘ûzü bi’llâhi mine’ş- şeytâni’r- racîm. Bi-smi’llâhi’r- rahmâni’r- rahîm. Selâmün ‘aleyküm ketebe rabbüküm ‘alâ nefsihi’r-rah-meh. Selâmün aleyküm bi mâ-sabertüm feni‘me ‘ukbe’d-dâr. Selâmün aleykümü’dhulû’l- cennete bi mâ-küntüm ta‘me-lûn. Ve selâmün ‘aleyhi yevme vülide ve yevme yemûtü ve yevme yüb‘asü hayyen. Ve’s-selâmü ‘aleyye yevme vülidtü v…
 
Güzel Müslüman şüpheli şeylere bulaşma ve kalbinin güzel hâlinin değişeceği korkusuyla, insanlara fazla karışmaz, onlarla sık sık buluşmaz. Bu zamanda kim bu güzel sıfatlara sahip olursa, o kimse gerçekten ahireti isteyen ve ona yönelen birisidir. Denilmiştir ki: “Her devrin abdalları (seçkin velileri), zamanları miktarınca olur. Her devirde de sab…
 
Osmanlı pâdişâhlarının dördüncüsü olan I. Bâyezîd Hân’a cesâret ve gözü pekliğiyle ün yaptığı için “Yıldırım” lakâbı verilmiştir. Yıldırım Bâyezîd, çevik, atılgan, cesûr, zamânının hâdiselerini kavramış iyi bir kumandan ve iyi bir sultandı. Âni olaylar karşısında soğukkanlılığını muhâfaza ederek karârını verir ve ordusunu süratle istediği yere sevk…
 
Resûlullâh (s.a.v.) ihtiyaç anında hemen kullanabilmek için misvakını devamlı olarak yanlarında bulundururlardı. Sahâbîler de genellikle misvaklarını kulaklarının üzerlerine koyarlar ve her zaman için misvak kullanırlardı. İmâm-ı Şa’râni (k.s.) eserinde şöyle diyor: “Resûlullâh (s.a.v.) bizden (bu ümmetten) şöyle bir söz almıştır: Biz her abdest vâ…
 
Safer ayının ilk ve son çarşamba gecesi, gece yarısından sonra yeryüzüne inecek belâlardan Allâh (c.c.)’un izniyle korunmak için imsâkten önce dört rek‘at nâfile namâzı kılıp Fâtiha’dan sonra zamm-ı sûre olarak, birinci rek‘atte 17 “Kevser”; ikinci rek‘atte 5 “İhlâs”; üçüncü rek‘atte 1 “Felâk”; dördüncü rek‘atte 1 “Nâs” sûrelerini okuyup selâmdan s…
 
Bi’smi’llâhi’r-rahmâni’r-rahîm E‘ûzü billâhi min şerri hâzâ’z-zamâni ve este‘îzu bihî min şürûri sâiri’z-zamâni ve e‘ûzu bi-celâli vechike ve cemâli kudsike en tücîrenî mine’l-belâi fî hâzihi’s-seneti ve kınâ min şerri mâ-kadayte fîhâ ve ekrimnâ fî’s-saferi yâ ekreme’l-ekremîn. Ezhir vahtim hâzihi’ş-şuhûre ‘aleyye bi’s-selâmeti ve’s-sa‘âdeti ve li-…
 
17 Eylül 2006 tarihinde yapımına başlanmış ve yaklaşık iki yılda tamamlanmıştır. Bânisi Hz. Sami (k.s.)’nun ma‘nevî evlâdı ve ihvâna kılavuzu Muhterem Ömer Muhammed Öztürk’tür. 23.5 x 28.5 metre ebadında bir alana yerleşmiş, dört ana kolon üstüne tek ana kubbe ve etrafında dört yarım kubbe şeklinde inşâ edilmiştir. Câminin külliye haline getirilmes…
 
Hz. Ömer (r.a.) ömrünün son zamanlarında ölümüne sebep olacak şekilde hançerlenmişti. Yarasından devamlı kan akıyordu. Çoğu zaman baygınlık geçiriyordu. Ama bu halde iken bile namâz için kendine getirilir, namâzını kılar ve şöyle buyururdu: “Namâzı terk edenin İslâm’dan bir payı yoktur.” Hz. Osman (r.a.) bütün geceyi uyanık geçirir ve bir rekâtta b…
 
Abdullah b. Muğaffel (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ashâbım hakkında Allâh (c.c.)’dan korkunuz. Benden sonra onları lânete hedef tutmayın. Kim onları severse, bana olan sevgisiyle onları sevmiştir. Kim onlara buğzederse, bana olan buğzundan onlara buğzetmiştir. Onlara ezâ, cefâ verirse, bana vermiştir. Kim ba…
 
Müslüman, hanımını nâmahremlerin yanına, evine göndermemeli, düğüne, hamama ve yabancılara hasta ziyaretine yani evlenmesi caiz olan yabancı kimseler hasta olunca hâl ve hatırlarını sormaya ve bir makâma ve mevkiye geçince tebrik etmeye göndermemelidir. İzin vermemelidir. Kadınlar izinsiz çıkarsa, hadîs-i şeriflerde geldi ki: “Gökte ve yerde olan r…
 
Hz. Âişe (r.anhâ) anlatır: Resûlullâh (s.a.v.) bir gece uyumuştu. Sonra uyanıp, “Ey Âişe, müsâade edersen, bu gece Rabbime ibâdetle meşgul olayım.” buyurdu. “Yâ Resûlallâh (s.a.v.), Allâhü Te’âlâ’ya yemîn ederim ki, sana yakın olmak isterim. Fakat senin meyil ve arzunu tercîh ederim.” dedim. Sonra kalktı, durmadan Kur’ân-ı Kerîm okudu ve ağladı. Mü…
 
Hanefî Mezhebi’ne göre, ot ve odunun dışında kalan bütün tarım ürünleri zekâta tabidir. İmameyn’e göre, bir mahsülün zekâta tâbi olabilmesi için çürümeden en az bir yıl kalabilecek vasıfta bulunması gerekir. Fakat Hanefî Mezhebi’nde tercih edilen görüş birincisidir. Öşür için belli bir miktar yoktur; mahsül az olsun, çok olsun içinden zekâtının çık…
 
Muvaffakuddin Ebû Muhammed Abdullatif İbn Yusuf İbn Muhammed ibn Ali ibn Ebi Sa’d (Es’ad) el-Bağdâdî, İslâm dünyasının yetiştirdiği büyük filozof, edip, dilci, mütekellim, muhaddis, tarihçi ve aynı zamanda önemli bir tabiptir. Bağdat’ta 557/1162-63 senesinde doğmuş, 629/1231 tarihinde yine Bağdat’ta vefât etmiştir. Aslen Musullu’dur. Babası Yusuf, …
 
Hulefâ-i Râşidîn Hazretleri’nin (dört büyük halifenin) isimlerini anmak hutbenin şartlarından olmasa da Ehl-i sünnet ve’l-cemaatin alâmetlerindendir. Onların isimlerini, bilerek ancak kalbi hasta ve itikadı bozuk kimseler anmaz. Farz edelim ki, onların isimlerini söylemeyen bunu taassup ve inatla yapmamıştır. Peki hadîs-i şerîfteki “Her kim bir kav…
 
Nebî (s.a.v.); “Uhud Dağı yerinden oynadı deseler inanın, bir kişinin ahlâkı değişti deseler inanmayın” buyurmuşlardır. Peki, Nebi-yi Ekrem (s.a.v.) bir taraftan ahlâkımızın düzeltilmesine çalışmayı emrediyor, bir taraftan da yukarıdaki hadis-i şerifi buyuruyor. Bunun izâhı nasıldır? denirse, cevâbında deriz ki: Nebî (s.a.v)’in söylediği, insanın h…
 
Abdesti bozan haller; biri gerçek anlamda, diğeri hükmen olmak üzere iki türlüdür: 1. Gerçek Mânâda Abdesti Bozanlar: Hanefi imâmlarına göre, canlı insanın bedeninden çıkan her pislik abdesti bozar. Bu genel ölçüye göre, mûtad, yani normal hallerde, erkek veya kadının ön ve arka avret yerlerinden çıkan idrar, pislik, meni, mezî, vedî, âdet ve nifas…
 
Hamîdiye Alayları, Sultan İkinci Abdülhamîd Han tarafından Doğu Anadolu ile Filistin ve diğer bölgelerin sosyal, siyâsî ve iktisâdî hayâtını düzenlemek için kurulan bir teşkilâttır. Abdülhamîd Han; Şark meselesi adı altında, Avrupalı devletler tarafından istenilen reformların, Hıristiyan tebea için önce muhtâriyet sonra istiklâl; Osmanlı Devleti iç…
 
“Bir kötülük yapmak suretiyle senin hakkında Allâh (c.c.)’a isyân eden bir kişiyi, bir iyilik yapmak suretiyle kendisi hakkında Allâh (c.c.)’a itaat etmekten daha büyük bir şekilde cezalandıramazsın. Kesin bir bilgiye sahip olmadığın sürece Müslüman bir kardeşinin herhangi bir hareketini en güzeline hamlet. Bir Müslüman kardeşinden duyduğun bir söz…
 
Kendine özgü bir tada sahip olan zemzem suyu, mikroorganizmalardan arındırılmış bakteri içermeyen temiz ve berrak bir sudur. Asrı saadetten önceki dönemlerde de zemzem suyuna çok değer verilmiştir. Ka’be’deki açık belge ve alâmetlerden sayılan zemzem, Hz. İbrahim (a.s.)’ın Beyt-i Haram’da yaptığı duânın ilk semeresi olarak kabul edilir. Zemzem’in f…
 
Sahte şeyhler, genelde geçmişteki iyi kişileri ve halkın evliyâ olarak bildiği kişileri ileri sürerek; kendilerinin de evliyâ ve şeyh olduğunu iddia ederler. İmâm-ı Gazâlî (k.s.) Hazretleri şöyle buyurmuştur: “Havada uçan, suyun üzerinde yürüyen veya ateş yiyen veyahut da bunlardan başka harikulâde haller gösteren bir şeyhi gördüğün zaman onu iyi a…
 
İbn-i İshak (rh.a.)’den nakledildiğine göre Resûlullâh (s.a.v.) çarşı ve sokaklarda gürültü çıkarmazdı. Çirkinlik arz eden vasıflardan tamamen beri idi. Çirkin ve kötü sözler katiyen söylemezdi. Cenâb-ı Hakk, Resûlullâh (s.a.v.) hakkında şöyle buyurmuştur: “Her güzeli ona yakıştırırım. Güzel ahlâk namına ne varsa ona rahat verebilirim. Sükunet giys…
 
Loading …

Hızlı referans rehberi

Google login Twitter login Classic login